| Hüseyin Çakmak/ Mehmet Gülmez'e Son Bir Cevap |
|
Sayın Gülmez son derece dostane bir şekilde(!) yine kırıp döküyorsun. Sağlıklı bir sohbetin yapılabilmesi için asgari ölçülerin olması lazım. Oysa sen kendine göre ölçüleri daraltarak ya da genişleterek ya da kaldırarak sonuçlar çıkarıyor ve duymak istediklerini bana söyletmeye çalışıyorsun. Sayın Gülmez, Istersen 2000 yılına geri gidelim ve yaptığımız iki- iki buçuk saatlik sohbeti birlikte hatırlamaya çalışalım. Sonraki yıllarda da bu sobetler zaman zaman yapıldı. Sen yanılmıyorsam Bilefeld alevi derneğinin başkanıydın ve Almanya Alevi Federasyonu başkanlığına aday olma düşüncesindeyin. Munzur Dersim Etnografya dergisinin ise ilk sayısı çıkmıştı. Dersimlilerin alevi örgütleri dışında, kendi dini örgütlenmesini yapması gerektiğini, alevilik adı altında Bektaşilik yapıldığını, ikisinin farklı şeyler olduğunu, şeriat ve tarikatın bizim ile alakası olmadığını, aleviliğin Dersim'in yumuşak karnı olduğunu, devletin bu yolu kullanarak Dersim inancını asimile edeceğini söyledik. Sen ise bunların yanlış olduğunu, alevilik ve Bektaşiliğin sandığımız gibi ayrı olmadığını, şeriat kapısının sanıldığı gibi İslam şeriatıyla alakalı olmadığını, kaygılarımızın ve kuşkularımızın yersiz olduğunu belirttin. Bielefeld'de yapılan sempozyumda yaptığın sunumda Dersim inacına yön veren üç etmenden birisinin de Ermeni kilisesi olduğunu söyleyerek Dersim inancının içini doldurdun. Gelinen noktada Bektaşiliği kati bir suretle Alevilikten ayırman sevindirici. Ama Bektaşi olan ve atalarımızın dilini bilmeyen, Türkçü Yunus Emre'den ise alıntı yapmayı ihmal etmiyorsun. Dilimizle, dinimizle alakası olmayan birinin bizi anlatması nasıl mümkün oluyor?
Sayın Gülmez, Adı geçen makalemde, ki hala bu sayfada mevcuttur, kapıları iki, hayır ve şer, makamları dört aqıl, fam, izan ve marifet , hizmetkarlarını da rayver, pir, mosır ve toliv olarak veriyorum. Ayrıca Türkçe gulvang ve Türkçe beyitlerin Raa Haq'a nasıl girdikleri, bunların Raa Haq'da nasıl olduğu konusunda Munzur Dersim Etnografya dergisinin 25/26. Sayısında yayınlanan Dersim İnancı Raa Haq'da Gulvêng, gulbenge (cem) ve deyişler makaleme bakmanı öneriyorum. Senin kitabın ile ilgili olarakta inernette yazı yazmadım. Sadece sana bir mail yolladım. Kitabın içeriği hakkında ki düşüncem değişmiş değil. Kitapta büyük yanlışlar var. En basitinden bir örnek, Xaskar Duzgı'nın kız kardeşidir. Senin kitabında ise Xaskar, Sırrın eşi ve Khalmem'in annesi olarak geçiyor. Aktardığın efsaneler in bazıları son derece eksik ve bazıları da oldukça yanlış. Sırr adlı evliyanın kendisi ise başlı başına bir tartışma konusudur. Yaptığın uyarılara ve verdiğin tavsiyelere kendin de uymayı düşünüyor musun? Siyasal ya da üstünlük taslama tartışmasından uzak bir şekilde atalarımızın dini inancı çerçevesinde son derece dostane bir havada geçen sohbetinin tadına doyum olmuyor. Dersim inancı Raa Haq'da güneşe tapılmaz dedim. Ama baştada belirttiğim gibi ölçüleri kendine göre değiştirerek dünyaya yayıp beni güneşe tapanlara hakaret etmekle itham etmen, güneşe tapınmanın Muhamed ile başladığını söylediğimi idda etmen, alevilere hakaret ettiğimi, dinler tarihinin yazılı kitaplarla başladığını savunduğumu v.s. ileri sürmen son derece normal. Ayrıca behsettiğin Raa Haqi-Riya Haqi Dersim Aleviliği İnanç Terimleri Sözlüğü'nü yanlız hazırlamadım. Önsözde neden bu sözlüğü hazırladığımız gayet açık bir şekilde belirtiliyor. Biz kavramların bölgede algılanış şekilleriyle ilk elden bilgilerle yeni çalışmalara katkı sunmak amacıyla yola çıktık. Bunu da kırmadan, dökmeden, değiştirmeden verdik. Kendi niyetimizi toplumun niyeti yerine koymadık. Sözlük hakkında tekrardan düşünmemi tavsiye ediyorsun. Tekrardan düşünmeme gerek yok çünkü bunu sözlüğü yayınlamadan önce yıllarca yaptık. Devlet Su işlerinin Siyenkte ki binasının yukarısında oturan bir derviş vardı, Dewrese Şeğank derlerdi. Bu derviş cin de bağlardı ve bundan dolayı da halk arasında Hese Gem olarak bilinirdi, sen de tanırsın. Annemin dayısıydı. Cin ve cinperilerin kaynağıdır. Sen cin ve cinperileri boş ver diyorsun ama adamın biri, Raa Haq'da Zurve/Zurvani dediğimiz cin olan Zurvan hakkında yüzlerce sayfalık bir kitap yazmış. . Cin ve cinperilerden niye o kadar alındın ki? Ben bunların Raa Haq'a ait olduğunu söylüyorum. Awdel Mursa ve Duzgı'yı cin ve cinperilerden ayırmak mümkün mü?
İnsanlar gibi dinlerde, inançlarda evrimden geçtiler ve bu süreç hala devam ediyor. Raa Haq bu sürecin dışında değildir. Kuran bu evrim sürecinde Raa Haq'a girdi. Hoşuna gitmiyor diye Ali'yi, Muhammet'i, Kuran'ı silip atamayız. Yüz yıllardan beri cenazeyi gömerken, “medağ” verirken, mezara giderken, “çewres” çıkarırken ve her sonbaharda “xêre merdu” verirken okunan nedir? Kendi istemlerimizi toplumun istemleri yerine koyamayız. Sıkça bahsettiğin asimilasyon; birilerinin kendi istemlerini, özlemlerini toplumun istemleri ve özlemleri yerine koyması değil midir? Yüz yıllardır sadece mıleler tarafından cenezalerde okunan kuran bizi asimile edemedi. Ama bugün cemevlerinde nerdeyse bir gelenek haline gelen, cenaze namazı kılan “dedelerin” siyah cübbe giyip başlarınada takke takmaları, ellerini kulak memelerine değdirmeleri ve bunu cemaata da yaptırmaları asimilasyon değil mi? İlk cevapta da belirttiğim gibi, kendine göre İqrar yolu adı altında yeni bir din yaratma özlemin var ve bunu yaratma özgürlüğüne sahipsin. Ama bu özlemi Raa Haq içinde gerçekleştirme çabası asimilasyona girer. Raa Haq elbette yeniden yorumlanmalı, çağın ve toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verecek hale getirilmeli. Bunun yolu ise en önce var olanı derlemek ve kayıt altına almaktır. Başta da belirttiğim gibi, tekrardan cevap yazmayacağım. Enerjimizi ben Raa Haq yolunda sen ise İqrar yolunda yapılacak çalışmalara harcayalım. Böylesi daha verimli olur. İqrar yolunda ki çalışmalarında başarılar diliyorum. Hüseyin Çakmak. |

Hüseyin Çakmak/
Raa Haq bütün zorluklara, imkanızlıklara rağmen saflığını koruyabildi. Hem de duaların Türkçe okutulmasına rağmen. Ne Bektaşilik ne Türkçe dua ne de bir başka şey dinimize Alevi örgütlenmesi kadar zarar vermedi. İkibin yılındaki sohbetimizde “dedelik” terimine dikattini çekmiş ve bunun yol açacağı asimilasyondan bahsetmiştik. Alevi örgütlenmesinde bu kelimenin kullanılmaması gerektiğini bunun yerine ısrarla Pir kelimesi kullanılmasını söylerken, sen bunların aynı şey olduğunu birbiri yerine kullanıldığını söyledin. Gelinen noktada herşey “dedelik” etrafında dönüyor. Kavramları yaratanlar o kavramların içini kendileri doldururlar. O kavramları kullananlar ise, isteselerde istemeselerde o içeriğe bağlı kalırlar. Kızılbaş terimi de bu çerçevededir. Kızılbaşlık Dersim'e yabancı bir kavramdır. Bu kavramla Dersim dini Raa Haq açıklanamaz, anlatılamaz. Ne senin nenen ne de benim nenem bu kavramı bilirdi. Ayrıca saydığın akrabalarımda bu kavramı bilmezlerdi.
Sayın Gülmez,



.jpg)





