Raa Haq'da Kapı, Makam ve Hizmetkarlar

adamas2Hüseyin Çakmak/ 

1980 li yılların sonuna gelindiğinde Türkiye’de Alevilik bir yol ayrımıyla karşı karşıya kaldı. Aleviliğin açıktan konuşulmaya başlanması,Yanısıra başka bir gelişme ise, gerek kitapları yazanların,

gerekse dernek, federasyon ve konfederasyonların yöneticilerinin geçmişte Aleviliklerini red eden, dini afyon olarak nitelendiren gruplardan gelmeleriydi. Aleviliğe yön verenler, yazıp çizenler Aleviliğe yabancı ve sahadan uzak olduklarından yazılıp çizilenleri Alevilğin süzgeçinden geçirmek yerine, savundukları veya artık red ediyor göründükleri ideolojileriyle birleştirip el yordamıyla yol almaya çalıştılar. Bu keşmekeşlik içinde Aleviliğe yeni kılıflar biçildi; Alevilik bir din değil bir yaşam şeklidir, Alevilik bir felsefedir, Alevilik Hümanizimdir, Alevilik demokrasidir en çok kullanılan klişe tanımlamalar oldu. Adeta bu olgular Alevilikle başlamış gibi bir hava estirildi. Bu süreç hızından bir şey kaybetmeden sürdürülmektedir. Oysa her kesin bildiği gibi bütün dinler ve inançlar bu olgular üzerine kurulu ve bu olguların hakiki temsilcisi olduğunu idda ederler.  

Yine bu dönemde oluşturulan ve hala da sürdürülen, başlangıçta Alevi ve Bektaşi ikilemi şeklinde ifade edilen ve sonradan genel olarak Alevi-Bektaşi haline dönüştürülen ve gűnűműzde ise Alevi Bektaşi şeklinde sűrdűrűlen bir durum yaratıldı. Bu durum belki de kaçınılmazdı; çünkü Alevilik henüz yazılmayan ve kadrolarının geçmişte red ettikleri bir durumda iken, Bektaşilik yazılı hale getirilmiş, devlet tarafından tanınan, gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında hakkında araştırmalar yapılmış, kitaplar yazılmış bir konumda olduğundan, Bektaşi kaynaklarından yola çıkılarak Aleviler kendilerini tanıma, tanıtma ve savunma yoluna gittiler. Gelinen durumda Bektaşiliğin ilkeleri Aleviliğe ikame edildi ve Alevilik adına konuşulan artık Bektaşilik oldu.  

Bu durum bir yönüyle gerek kitlenin gerekse bir kısım kadroların bilgi yetersizliğinden ve yola samimi duygularla bağlılıklarından kaynaklanırken; diğer tarafdan görünmeyen ellerin bilinçli bir şekilde yaymaya çalıştıkları Alevilik eşittir Bektaşilik, Bektaşilik ise eşittir Türklük, Türk – İslamı, ve Cumhuriyet gibi denklemlerle kesişti. Bektaşilik; Anadolu Aleviliği kisvesine büründürülerek, Alevilik tarihi köklerinden uzaklaştırıldı. Bugün dünyanın neresinde olursa olsun Alevilere siz nesiniz diye sorulduğunda verilen cevaplar genel olarak: biz namaz kılmayız, camiye, haca gitmeyiz, oruç tutmayız, bizim dedemiz, dört kapımız ve kırk makamımız vardır şeklinde özetlenebilinir. Namaz, cami, hac ve oruç (oruç şimdi ramazan orucu şeklinde düzeltildi) Sunni olmadıklarını izah etmek için kullanılırken, ‘dört kapı’ kavramıyla ise kendi inançlarını tarif ederler. Dört kapı; şeriat, tarikat, hakikat ve marifet, şeklinde bir çırpıda sayılır. Kırk makam ise her kapının on makamı vardır şeklinde özetlenir ve genel olarak yazılı olarak okunur. Sayılan dört kapıdan tarikat kapısı ile kastedilenenin Bektaşi tarikatı olduğunu herkes bilir. Yine şeriat kapısının da ´kötülüğü at anlamında şeri at şeklinde yorumlanmasının da” zorlama bir yorum olduğunu Bektaşiliğin anayasası olarak bilinen Velayetname’yi okuyan herkes bilir. Dedelik ise ne Alevilikte ne de Bektaşilkte olmamasına, yerel olarak nadiren pir yerine kullanılmasına rağmen, bir kurum haline getirilmeye çalışılmaktadır.  

Bu makalade yukarıda belirtilenlerden yola çıkarak Aleviliğin veya Bektaşiliğin bir eleştirisini yapmak yerine, Dersim inancı Raa Haq’da ki dört kapı ve dört makama deyinerek, Bektasilik adı altında kuşatılan ve merkezi Dersim olan ve Kızılbaşlık veya Alevilik olarak bilinen Raa Haq’ın sahasından bilgiler vereceğim. Umarım bu bilgiler ışığında tek yanlı ve resmi olan bakış açısının karşısına yeni bir perspektif çıkarılır.  

Raa Haq’da kapılar

2004 yılında öldüğünde 80 yaşına yaklaşmıştı. Nüfus cüzdanına 1980 darbesi ile sahip oldu. Yaşını 1938 Dersim katliamına göre belirlerdi. Kaç doğumlusun diyen nüfus memuruna, 1938 katliamında 13-14 yaşlarında vardım derdi. Beş çocuğunu toprağa vermişti ama onun için hala yaşıyorlardı. Hayrını eksik etmezdi. Güneşin ilk ışıklarıyla beraber her zamanki yerine gider, duvarı öperdi; iki elini yakasına alarak güneşe döner ve duasına başlardı: “ya tija Oli Mehemed to xêr ama / ya Haq camal comerdiya to sıkırvo / to hometa ho tariyede niverde / werte hometa ho de xêra ho vaze/ Neq u sıtsızu ma u az u uze mare dürbere/ Çı danase xêr bide, nast u dost tengede meverde / Ma ki xatıre yineversane / Çever o xêr hometa hore rake kose jüde ki ma u az uze mare, ğêzeve to este ğezna to de bımane … (Ey Ali ve Muhameedin nuru hoşgeldin. Ya Hak dünyayı karanlıkta koymadığin için cemaline ve cömerdine şükür. Ummetine hayır ihsan eyle. Haksızları ve uğursüzlari bizden, soyumuzdan va sopumuzdan uzak tut. Ne verirsen hayirlısını ver, dostları darda koyma bizide onlara bağışla. Ümmetine hayırlı kapı aç bizi soyumuzu ve sopumuzuda unutma, felaketlerin hazinende kalsın…”)

Birgün duası bittikten sonra yanına yaklaştım ve sordum “daye, çhon çevere Haq este? (Ana, Hak’ın kaç kapısı var?” Bu da nerden çıktı, diye sordu. Bende dilimin döndüğünce bilinen 4 kapıyı ve her kapının 10 makamı olduğunu anlatmaya çalıştım. Dinledikten sonra: “iye herkeş herkeşre o. İye ma ki mare o. Raa Haq de dı çever este. Çevere xêr, çevere xırave yaki çevere xezevu. Her waxt mınete keme vame Haq’o çevere xêr rake, çevere xezevu cade, xezna to de bımane.” (herkesin ki herkese, bizimki de bize. Raa Haq da iki kapı var; hayır kapısı ve şer kapısı yada felaket kapısı. Her zaman ya Hak hayır kapısını aç, şer kapısını kapat, felaketlerin hazinende kalsın).  

Raa Haq’da ki kapılarla tanışmam böyle oldu. Bu konuyu yaptığım saha çalışmalarında sürekli sordum. Verilen cevaplar hep aynı oldu, iki kapı  var. Bu kapıların birbiri yerine kullanılan değişik isimleri dışında, örneğin çevere roşti, çevere tari (aydınlık kapısı, karanlık kapısı), çevere rındiye, çevere ğıravıniye (iylik kapısı, kötülük kapısı), çevere haq, çevere neq (hak kapısı, haksızlık kapısı) içeriği hep aynı oldu. Ben gerek ilk duyduğum için gerkse Raa Haq hakkında sürekli rehberim olan ve rahmetle andığım nenem Fatos’un anısından dolayı çevere xêr ve çevere xırave adını kullanacam.  

Çevere xêr (Hayır kapısı)

Yukarıda; nenemden aktardığım dua, bugün hala yaşlılarımızca yapılan dualardan sadece biridir. Herkes kendisince duasını yapar. Bütün dualarda ki ortak özelliklerden biri “çevere xêr rake, xezeve to este xezna tode bımane” dır. Çevere xêr herkese dilenir, daha doğrusu önce herkese sonra da onların hatırına bize de hayırlı bir kapı aç denir. Bu kapının bin kanatlı olduğu söylenir. “Ya Haq çevero jü ke cadane çevero bin rake (Ya Hak kapının birini kaparsan digerini aç). Iylik, sağlık, huzur, mutluluk, rahatlık, bolluk, bereket, saygı, sevgi, dostluk, doğruluk, bağlılık, hayır, hayırlı evlat, vefa, yardım, hak, adalet, barış, insanlık v.s. insanlığı huzura erdirecek nimetler bu kapıdadır. Raa Haq da benlik, bencillik, kibir v.s olmadığından, dua edilirken Hak’da bu nimetlerin önce digerlerine daha sonrada digerlerinin yüzü suyu hürmetine kendilerine verilmesi istenir. Kırmancca ‘Haq kamdero kes nizoneno’ (Hak’in kimde olduğunu kimse bilemez), ‘Haq mı xatıre to versano’ (Hak beni senin hatırına bağışlasın) duaları gibi daha bir çok dua da gösteriyor ki Hak’a insandan ulaşılır. Bunun için kimse küçümsenmez, hor görülmez. Xızır’ın her zaman yaşlı, hasta veya fukara kılığında insana görünmesinin nedeni bu olsa gerek.  

Çevere xırave (şer/felaket kapısı)

Bu kapının da xêr kapısı  gibi bin kanatlı olduğu söylenir. Insanı felakete götürecek olan kötülük, bencillik, hırs, çekememezlik, haksızlık, adaletsizlik, vefasızlık, riyakarlık, yalan, dolan, saygısızlık, sevgisizlik gibi öğeler de bu kapıdadır. Raa Haq’a göre bu öğeler ne kadar az olursa dünya o kadar rahat olur. Bunun için dularda bu felaketler kapısının kapalı tutulması ve bu ögelerin hazinede tutulması için yapılır (xezeve to xezna to de bımane).  

Raa Haq da makamlar

Rahmetli nenem amcamın iki-üç aylik oğluna banyo yaptırıyor ve ben yardım ediyorum. Koltuk altlarından tutup dik durmasını sağlamaya çalışıyorum. Nenem ise dualar ederek baştan aşağıya su döküyor. Son duası; “na uwa aqıliya, na uwa famiya, na uwa izaniya na ki uwa marifetiya” diyerek her seferinde bir tas suyu boca ediyor ve banyoyu bitiriyor. Ben sadece duayı dinlemekle yetindim. Yıllar sonra Raa Haq’da kaç kapı var diye sorduğumda iki kapıyı anlattıktan sonra Kırmancca “uwa ke ma piya kerde laze ape tore, yenera to vir? (amcanın oğluna yaptırdığımız banyoyu hatırlıyormusun?) diye sordu. Evet dedim, devam etti;

Raa Haq’da insanın yaratılması  anlatılırken denir ki ´Haq ke Adem ard meyda, hora hirıs çi dave cı. Na çira en pile ho aqıl, fam izan u marifet o” ( Tanrı Ademi yarattığında kendisinden otuz özellik verdi. Bu özelliklerin en büyükleri akıl, fikir mantık ve marifet tir.) Bu özellikler insanı Haq’a ulastırmanin tek arçlarıdır. Bu araçları amaca uygun kullanmak, denetlemek ve geliştirmek için Raa Haq da görev dağılımı yapılmış. Her makamın bir hizmetkarı var ve bunlar rayber/rayver, pir/bava, musır/mosır ve taliv/toliv lerdir diye devam etti.

Din konulu sohbetlerde sürekli “hizmetkar” terimi karşıma çıktı. Raa Haq’da her kes kendisini hizmetkar olarak görüyör ve kendisinden başka herkesin hizmetini daha layıkıyla yaptığı düşüncesindedir. Dolayısıyla diğer bireylerin Haq’a kendisinden daha yakın olduğunu düşünür. Bunun için “Haq mı xatıre to versana “ (Haq beni senin hatırına bağışlasın) duası en çok yapılan dualardandır.

Yazının bu bölümünde makamları  ve bu makamların hizmetkarlarına değinecem. Bunu yaparken; hizmetkarların görevlerinden çok, hizmetkarların adlarınin etimolojisi üzerinde duracağım.  

Maqame aqıl (akıl makamı) 

Aqıl insanın dünya gözüdür. Dünya nimetlerini, güzelliklerini görmek ve bunlardan dolayı Haq’a şükür etmek içindir. Aqıl; Haq’ın insana bahsettiği en büyük ozelliklerdendir der Raa Haq. Aqıl olmadan insan gelişmez, düşünemez, ilerleyemez. Insan kendisine bahsedilen bu Tanrısal nimeti yine ona ulaşmak için kullanmalı der Raa Haq. Raa Haq’a göre akıl insana iyiyi/kötüyü, eğriyi/doğruyu, haklıyı/haksızı, güzeli/çirkini v.s. ayırsın diye verildi. Bunun için Raa Haq’da kader veya alın yazısı çok az yer tutar. Insanın ne kadar yaşayacağı ve ne şekilde öleceği kaderdir. Bunun dışında hastalık, sağlık, huzur v.s. akılın işidir.

Bu makamın hizmetkarı  rayber/rayverdir. Alevi ve Bektaşilerde ‘rehber’ şeklinde söylenir ve yol gösteren anlamına gelir. Bektaşiliğin etkisiyle birlikte unutulacaklar listesinin ön sıralarında yer alan terimlerden biridir. Kelimenin kaynağı Ray-ber/ray-ver den oluşur, Ray, raye’den gelmedir ve Kirmanca da yol demektir. Rayeber/rayever şeklinde olmasına rağmen “e” telafuzda düşüyor. Birleşik kelimelerde son sesli harfin düşmesi Kırmanccada sık rastlanan bir durumdur. Örneğin dareber in darber, sereber in serber de olduğu gibi. “Ber” ise yine Batı Dersim Kırmancki’sinde kapı anlamına geliyor. Örneğin ev kapısı anlamına gelen “çeber” gibi. Rayber bu sekliyle “yolun kapısı” anlamına geliyor. Bir diğer açıklama şu olabilir: “Ver” Kırmancki’de ön, önde, öncü anlamına geliyor. Örneğin vere çeber (evin önü); vere mılet sono (milletin önünde gıdiyor). Rayver bu şekliyle de yolun öncüsü anlamına geliyor.  

Rayber/rayverin görevi akıl kapısınını korumak ve doğru kullanımını yaymaktır. Rolü itibarıyle taliplere en yakın olan odur. Yoldan çıkanı tekrar yola getirmek onun görevidir. Talipleri düzenli ziyaret etmek, onlardan haberdar olmak, ihtiyclari oldugunda yanlarinda bulunmak , onlara danışmanlık yapmak, öğüt nasihat vermek onun görevleri arasındadır.  

Maqame fam (fikir makamı) 

Fam; insanın bu dünya ile öbür dünya arasındaki dengesidir. Insan bir yandan yaşamı  ilerletmek için fikir üretirken öbür yandan dünya nimetlerinin geçici olduğunu bilmek zorundadır. Bunun için Raa Haq’da yaşam ile ibadet iç içedir. Ibadetin yeri ve zamanı yoktur. Yapılan her iyi şey insanı Haq’a yakınlaştırır. Fam akıl ile kalp arasındaki yoldur. Akıl ve kalp bir olduğunda insan Haq’a yakınlaşır. Fam; aklın yola uygun olup olmadığının denetçisidir. Akıl ile insanın iç dünyası arasındaki köprüdür.  

Pir bu makamın hizmetkarıdır. Pirin bir diğer adı da bava’dır. Pir kelmisenin kaynağı olarak genelde Farsça verilir; bu dilde pirö yaşlı anlamına gelmektedir. Hint-Avrupa dillerinde ön, birinci, bir, ilk vb anlamlara gelen pro, pre sozcukleriyle iliskilidir. Sozgelimi Ingilizce primitive sozcugu ilkel, ilksel vb anlamlara gelmektedir. Turkce bir sozcugunun de bu Hint-Avrupa sozcuklerinin bir etkisi olarak yorumlanmistir. Muhtemelen pir sozcugu de koken olarak ayni dil grubundaki bu sozcuklerle iliskilidir. Kanımca kelimenin kökü olarak Kırmancca ‘pi’ kelmise de hesaba katılmalıdır. ‘Pi’ baba demektir. –r sonekinin ise Kirmannca raye (yol) den geldiğini düşünüyorum. Bu şekliyle yolun babası anlamına gelir. Yine sinonimi olan bava kelimesine de tekabül etmesi bu ihtimali ciddi kılıyor. Pirin görevi taliplerin iç huzurunu sağlamaktır. Dünya nimetlerinin insanı Haq’dan nasıl uzaklaştırdığını veya nasıl yakınlaştırdığını, bu dünyanın bir sınav olduğunu taliplere anlatmak, onları dünya nimetlerine meyil etmemelerini sağlamak öncelikli görevleri arasındadır.

Yaşlıların; çocukların veya gençlerin yaptikları hizmetlerden dolayı onlara için söyledikleri dualardan biri de “pir u khal ve” dir (Kırmancca khal yaşlı demek). Bu dua kişinin fam makamından ayrılmadan yaşlanmasını temeni etme amacıyla yapılan dualardan biridir. Kırmancca “fam kor” ise yola, yordama aykırı davranışlar da bulunanlar için kullanılır.  

Maqame izan (mantık  makamı)

Izan; insanı batına hazırlayan makamdır. Aqıl ve fam ı amaca uygun kullanan kişi nefsine hakim olan, haksızlık etmeyen, kimsenin hakkını yemeyen kişidir. Bu dünyada kensisi ve çevresi ile barışıktır. Bu barışı  bir ileri aşamaya yani batına götürmek izan makamında olur.

Bu makamın hizmetkarı  ‘mosır’ dır ve Tűrkçe műrşid olarak söylenir. Műrşid Arapça kökenli kamil, olgun anlamına gelen “RŞD” kelimesinden gelir. Bu anlamiyla műrşid olgunlaştıran kişi anlamına gelir. Kanimca bu kelime Kırmancca “mor” ve “sır” kelimelerinin birleşimidir. Mo nun “mor”dan geldiği ve kelimenin orjinalinin moresır olduğu kanısındayım ve sırrın mühürü anlamına gelir. Pirler ve rayberler mosırın taliperidir. Bu nedenden dolayı da aralarındaki ilişki daha çok batına ilişkindir. Pirleri, rayverleri yol hakkında bilgilendirmek ve denetlemek onun görevleri arasındadır. Bu şekliyle sırlarin kapısını aralayan kişidir.  

Maqame marifet (marifet makamı) 

Yukarida da belirtildiği gibi Haq’a ulaşmak, Raa Haq’ın temel amacıdır. Bu amaca erişmek marifet ister. Marifet ise sadece bireyin kendisini Haq’a ulaştırmasında değildir. Marifet bireyin kendisiyle beraber insanı ve doğayı Haq’a ulaştırmaktan geçer. Kırmancca: Haq ma na dina u a dina de xatıre to versno (Haq her iki dünyada da bizi sana bağışlasın), deste mı pêse tod vo (elim eteğinde olsun), Haq deste mı pêsa to ra wuare nido (Haq elimi eteğinden düşurmesin), bexte toderune (bahtindayım) gibi bir çok dualar da Haq’a ulaşmanın bireyin kendisinden değil de başkasından geçtiğini gösteriyor. Raa Haq’da yabani hayvan avlanması, yaş ağaç kesilmesi nin günah sayilması bundandır.  

Bu makamın hizmetkarı  tolıv (taliptir). Talip Arapça kökenli olup isteyen arzu eden anlamına gelir. Bu kelime Kirmancca to ve lıv kelimelerinin birleşimidir. “To”  Kırmancca da sen anlamına geliyor. “Lıv” kelimesi ise kanımca ‘lıvatene’ fiilinin köküdür ve uğraşmak, didinmek anlamına geliyor. Ewlade Raye ise tolıv kelimesinin eş anlamıdır ve yol evladı anlamına gelir. Yol ise Haq yoludur. Iki kelimenin birlik te ki anlamı da Haq yolunda didinen kişi anlamına gelir.

Bu makamda her kes eşittir. Raa Haq da göreceli olan rayber, pir ve morsır da taliptir. Birinin hatasından diğeri sorumludur.  

Sonuç 

Yazının girişinde belirttiğim gibi, Alevi ve Bektaşi örgütlenmesinin gelişmesiyle beraber ibadet dilinin değistiği ve git gide tekleştiğine ve örnek olarak da “dede” terimini vermiştim. Bu yazıda ki amacım; Alevilik ve Bektaşilik arasinda ki tarihi rekabet konusu olmadığından, bu konu ile ilgili olarak Erdal Gezik’in ‘Dinsel, Etnik ve Politik sorunlar bağlamında Alevi Kürtler (Kalan yayınlari 1. baskı 2000) kitabındaki “Hacı Bektaş-ı Veli ve Kürt meslekdaşları ” makalesini anmakla yetineceğim. Aleviliğin Türk kökenli bir din olduğu tezi göz önünde bulundurulursa, Aleviliğin (Kızılbaşlık) orjinal terimlerin kullanılmasının bu tezin önünde engel olduğu açıkça görülüyor. Terimlerin etimoljisinin Türkçe olmadığı aşikar. Alevilik öğretisinin Tűrkiye’de ki merkezinin Raa Haq’ın mekanı Dersim olduğu ve etki sınırları Erzincan, Muş, Adıyaman, Maraş, Urfa, Tokat, Gümüşhane, Bayburt, Kars, Erzurum, Elazığ, Malatya, Sivas, Kayseri, Antep’e kadar çok geniş bir alana yayıldığı net olarak görűlűr. Bu geniş alanda Raa Haq deki ruhani aşiretler olan Kureysan, Seydan (Baba Mansur), Ağuçan ve Derviş Cemal ocaklarının yan yana olmasi olması ve Bektaşiliğin bu bölgede değil de Balkanlar da yayılması tesadüf olmasa gerek.  

Etimoloji konussunda ki katkılarından dolayı Asmeno Bewayir, Erdal Gezik ve Gűrdal Aksoy’a teşşekűrler.

 

Hüseyin Çakmak

 

Not: Daha önce Dersim Post’a yayınlanan bu makale, yazarın önrisiyle yeniden yayınlıyoruz ve Sevgili Hüseyin Çakmak’a çalışmalarında başarılar diliyoruz.  

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

Mesut Oğuzhan Öylek / Zaza Sempozyumu
Mesut Oğuzhan Öylek /   ...

Yazarlardan

FATOSA KHEKÊ BOLÊ KHIRTİ ŞİYE HEQİYA XO.
Mehmet Gülmez/ FATOSA KHEKÊ...
TBMM-İHK Dersim Ziyareti ve Tepkiler Üzerine
Av-Cihan Söylemez/   İNSA...

Basında Dersim

Soner Yalcin’dan, Dersim Dersleri
Basında/ Soner Yalcin’dan,...
1 Mayıs için meydanlara!
Haber/ 1 Mayıs için meydanl...