| Hüseyin Sevinç/ Fikir Yoksulu Bir Devrimcilik Örneği |
|
FİKİR YOKSULU BİR DEVRİMCİLİK ÖRNEĞİ: HALKIN GÜNLÜĞÜ „Zihin tüm koşullandırmalardan arındığında, hakikati, Tanrının ya da adına ne derseniz onun, yaratıcılığının doğduğunu göreceksiniz ve ancak böyle bir zihin, durmaksızın bu yaratıcılığı deneyimleyen bir zihin farklı bir bakış, farklı değerler, farklı bir dünya meydana getirebilir.“ ( J. Krishnamurti)  FİKİR YOKSULU BİR DEVRİMCİLİK ÖRNEĞİ: HALKIN GÜNLÜĞÜ Yaşadığımız dünya üzerinde sadece maddi olarak fakir ve fukaralar, kısacası yoksul ve sefil bir yaşam sürdüren insanlar, kişi ve topluluklar yoktur. Bana kalırsa, bunların yanında durumları çok daha kötü olan fikir yoksullarını da görmek gerekir. Bunların durumu diğer yoksullara göre daha da vahimdir. Zihinleri donmuş, mağara devrinde ki kadar küçük ve büzülmüş, rehin alınmış bir vaziyettedir. Belki de daha da kötüsü bunların yaşadıkları dar dünyalarından kurtulma diye dertlerinin olmadığı. Bunları kurtarmaya çalışmak boş yere enerji kaybetmektir. Değmez. Zatı hallerine bakılırsa dünyayı sarsacak derece de güçlü bir hayal dünyaları var. Bulundukları yere bakılırsa bu durumu normal kabul etmemiz gerekir. Dünyayı ve çevrelerini, bulundukları dar kuyudan gördüklerinden ibaret sanırlar. Koşullandırılmış, şartlandırılmış ve yönlendirilmeye müsahit zihinsel bir yapıları vardır bunların. Yukarıda „fikir yoksulları“ diye bir kavram kullandım. Bunu biraz daha açayım. Zihinsel dünyamız bin bir fikir ve düşüncenin etkisi altındadır. Tam anlamıyla kuşatılmış ve koşullandırılmış bir durumdadır. Yaşadığımız çevrenin sahip olduğu gelenekler, inanç ve kültürler ideolojik hegemonya inanılmaz boyutta egemendir zihnimizin üzerinde. Zihinsel dünyamız kendisini bu hegemonik kuşatmadan kurtarmadan bağımsızlığını kazanamaz. Bu durum günümüzün temel ve esas bir sorunudur. İdeolojik hegemonyanın etkisindeki bireyin kendisine ait bir zihinsel yapıya sahip olduğunu düşünmek büyük bir saflıktır. Bu gibi bireyler başkalarının fikir ve yönlendirmelerine teslim olmuş durumdadırlar. Zihin egzersizleri körelmiştir. Üstelik bunlar bulundukları durumdan memnundurlar. Bütün doğruları gördüklerini ve onlara sahip olduklarını savunacak derecede cahiliyane bir davranış sergilerler. İşte sahip oldukları bu fukara düşünce onları sürekli olarak dahada yoksullağa iter. Yeni arayışlar karşısında tamamen kayıtsızdırlar. Bildiklerini tek doğru ve belkide yeterli bulmaktadırlar. Yeni gelişmeler karşısında vurdumduymazlıkları bundandır. Eskiyle yetinirler. Yeniden sürekli rahatsız olurlar. Yeni düşüncelerlen tanışma fırsatını; donmuş, kalıpsal zihinsel yapıları yüzünden görmezden gelirler. Doğmatik yapılarını aşacak, onları dar ve çitlerle çevrili dünyalarından kurtaracak yeni ve yol gösterici gelişmelere hayasızca saldırırlar. Birey kendisini düşüncelerine teslim etmiştir adeta. Düşünceleri onun için hapishanedir artık. Bu hapshanenin, içinde bulunduğu bu kalıpların dışına çıkmak; bozulmanın başlangıcı olarar görülür ve hatta ihanet sayılır. Buna öylesine inanırlarki, kurana el basmış bir müslüman edasıyla bağımlılığını perçinleyerek devrim yapacaklarını düşünecek kadar fikir yoksulluğunun girdabına girerler. Zihinsel kurtuluş çabasının önem ve gerekliliğini gerektirecek ve görecek zenginliğe sahip olmaları bir yana, fukara ve yoksul fikirlerini öve öve öne çıkarırlar. Hatta bu fukara davranışı sergileyen birey daha inançlı, tutarlı ve örnek bir davranış sahibi olarak görülür ve sırtı sıvazlanır. Birey ise okşanmaktan memnundur. Hatta aldığı taktir karşısında adeta kendisini minnetkar bir köle olarak görecek bir fikir yoksulluğunun girdabına itiverir kendini. Bu girdaptan çıkış yolları artık kendiliğinden kapanmıştır. Birey rehin alınmıştır. Tuhaf olan bireyin bu durumu algılayacak zihinsel dönüşümlere kendisini kapatmasıdır. Bu durum sadece hayatla bağlarını kesip, kilisede esir yaşama mahkum olan rahibelerin durumu için gerçerli değildir. Dışarıda olup da yaşadıkları hapishaneyi göremeyen, görmek istemeyen bireyin kurtuluşu bana kalırsa rahibeleri kurtarmaktan daha da zordur. Çok şey bildiğimizi, bildiklerimizin doğru olduğunu savunuruz hep. Bunu söylediğimiz an zihinsel devrimimizden feraget etmiş oluruz. Arayışımız, çabalarımız bilinenin kısır döngüsü içinde kalmış olur. Müslüman isek Kuranı, Hristiyan ise İncili; Komünist isek Marksizmi-Leninizmi anlamak ile sınırlarız. Yazılmış, söylenen ve de bilinen şeyleri ezberleriz adeta. Bu çabalarımız ile ne kadar yoğunlaşırsak o kadar çok bildiğimizi, bir o kadar zengin bir donanıma sahip olduğumuzu düşünürüz. Fikir yoksulluğu dediğim olgu işte burada başlar. Oysa bilinmediğini sandığımız ve kabul ettiğimiz fikir ve düşünceler zaten bilinen fikirlerdir. Aslında yeni bir şey öğrenmiyoruz. Öğrendiklerimize, sözde yeni ve savunulacak tek doğrular olduğuna inanmakla da bilinmeyeni aramaktan alıkoyuyoruz kendimizi …
„Devrimci“ yazarımız, Dersim konusunda söylenen ezberlerin bozulmaya başladığını görmemezlikten geliyor. Eski söylemlerinde ısrarcı davranarak, ne kadar devrimci, tutarlı dahası inançlı olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Daha doğrusu buna zorluyor kendisini. Aslında söylenen ve savunulan onca beylik ve yüksek perdeden söylevlerin üstündeki örtüyü bir kaldırırsak altında yatan fukara, sefil ve yolsul hali bütün çıplaklığı ile rahatlıkla görürüz? Çok uzağa gitmeye gerek yok. Yakın dönem çıkan eserler, bulunan belge ve tutanaklar, kayıt altına alınan sözlü tanık söylemleri; belgesellerde tanıklıklık eden canlı şahitlerden hiç mi haberi yok bu devrimci yazarın? Sanmıyorum. Haberi olmadığını sanmıyorum. Ama bildiklerinin, inançlarının esiri ve kölesi; ideolojik hegemonyanın  rehin aldığı, kalıba soktuğu kişilik sahibi birinin başka şeyler söylemesi, değişmesi zaten mümkün değildir. Bu tip kişiliklerden bunu beklemek bile tam bir saflık olur. Hüseyin Sevinç, 19.02.2012 Not: Söz konusu gazetenin iddialarını öğrenmek isteyen okur, „Halkın Günlüğü Kültürel Soykırım’ın Neresinde Durur!“ adlı Haydar Karataş’ın bu sitedeki yazısına bakabilir.(HS) |

Hüseyin Sevinç/
Haydar Karataş’ın yazısında Halkın Günlüğü Gazetesinin söylediklerini okurken bu fikir yoksullarının durumuna ilişkin acı bir burukluk girdi içime. Bir acıma duygusu sarmaladı beni. Devrim denen olgudan ne kadar uzak olduğumuzu acı bir tebessümle içime gömdüm. Zihinsel devrimin tüm çıkışların ana kaynağı olduğunu, olacağını daha derin işledim bilincime. Yaşadıkları hapishanelerin farkında olmadan yaşayan yoksul „devrimcilerin“ ve esas olarak bu durumdaki tüm kişilerin durumuna feci derecede üzüldüm. Yazılanlara bakılırsa Halkın Günlüğü yazarının söylemleri bu fikir yoksullarına ciddi bir örnek olarak kabul edilmeli. Yazarımız ya cidden kapalı bir hapishanede bulunuyor ya da yaşadığı evden dışarı ile temas kurmuyor.



.jpg)






Yorumlar
Çıke beno, marê beno!
WELATÊ MA KERDO TOL, HEPISXANÊ HO EVE MA KERDO PIR!
(Dersimi boşaltmışlar, hapishanelerini bizlerlen doldurmuşlar!!! )
yeni tezgah dolap planlari dersimi hazirda bekliyor
Dersimi yeni tezgah asimile calisma sempozyumlari boykot edin. Tepkileri gösterin
TKPML-TIKKO-APOCU cevrelerin geceleri veli sarisaltik icin BOYKOT EDIN
GUCSUZ FUKARA DERSIMLILERE GUCUNUZ YETIYOR DERSIMIN FUKARA VELILERINE KURSUN SIKIN SONRA GECE YAPIN VELI SAHIPSIZ DEGIL VELIYE KURSUN SIKANLAR DERSIM HALKINA HESAP VERSIN
DERSIMLILER BUNLARIN HIC BI GECESINE GITMESIN
dersimin samimi aydinlari, dersim gençligine dogruyu ögretici sorumlulugu var. gençlerimizi zihinsel dar kaliplarin ellerinden kurtarin. gençlerimizin ölmesini istemiyoruz. yetti artik. kac bin gencimiz öldü sayisi bile belli degil. fiziki, psikoloji sakat kalanlarin sayisi gene belli degil. icine kapanan, caresiz kalan gene sayisi belli degil. TKPML, TIKKO gidin devriminizi türkiye'nin bati illerinde yapin! sanli görevinizi layikiyla yerine getirdiginiz çocuklarimizi ölüme gönderdiniz uzunca yillar kurban bayramlarina kurban keser, adak adar hala dönüsen trajikomik devriminizi alin türkiyenin bati illerine gidin hele bizde bi görelim acimasiz cehaletiniz kendine yer bulacakmi
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.