Celal Yıldız/ Dersimin Ortak Aklı.Bölüm-2

celalyildizCelal YILDIZ/

DERSİM’İN ORTAK AKLI KONUSUNDA YANLIŞ  ANLAŞILDIM

Sayın Jar-u Diyar Sitesine.  Aralık ayı sonunda sitenize asılan “Dersimlilere Sitemim” başlıklı yazım yanlış anlaşıldı. Ama hata bende olduğunu itiraf ediyorum.

Çünkü yazının ikinci bölümünü hemen gönderecektim. Birinci bölümün sonuna konusunu da yazmıştım. II. Bölümü göndermeyince hiç düşünmediğim tartışmalara vesile oldum. Bu tartışmalar ve ortak akıl konusundaki düşünceler de iyi de oldu. Sevgili Remzi Aydın’ın ile tanışamadığım İlker Ekici’nin bu konudaki yazıları çok seviyeli, anlamlı ve olumluydu.

Aslında yazının ikinci bölümünde benim amacım çok net açıklanıyordu. Dersimli mağdurların pratikte yapabilecekleri işlerin bir ön planını çıkarmıştım. Sitelere göndermekten çok hayata geçirme yollarını bulma peşindeydim. Bu nedenle yayınlamak istemiyordum. İşler bu kerteye geldiği için artık doğru anlaşılmak adına yazının ikinci bölümü de yayınlamak zorundayım.  Birinci bölümün tekrar yayınlanması önceden okuyanlara sıkıcı olacak ama site yöneticileri iki bölümü birlikte yayınlarsa takip etmeyenler için daha yararlı olur düşüncesindeyim.

Dersim-38 Mağdurlar Platformuna(DERSİM-38-MA.P) ait olan II. bölümdeki çalışma planı Türkiye’de Aralık ayı başında hazırlandı. Türkiye ve Almanya’da birkaç dostun görüşlerini almıştım. İkinci bölümü okuyanlar benim Dersim hakkında genel bir tartışmadan değil; özel bir durumdan yani Dersim-38 Mağdurlarının yapabileceği önemli işlerden bahsettiğimi ve bu konuyla ilgilenen tüm dostların önerilerini beklediğimi anlarlar.

Tartışma yürüten arkadaşların görüşleri çok doğru ve önemliydi ama bir arkadaşın da hatırlattığı gibi henüz erkendi. Çok erken doğan çocuklar yaşayamazlar. Tartışmanın devam etmesini yararlı görenler benim vesile olduğum o tartışmayı sürdürebilirler. Ama Ben dostlardan II. Bölüm hakkında yani Dersimli Mağdurların örgütlenmesi konusunda eleştiri ve öneriler bekliyorum. Bu konuda da hassasiyet gösterir, yardımlarını esirgemezlerse haklı davamıza hizmet etmiş olurlar.

Bu çalışmadan haberi alan bazı dostlar da bu düşüncelerimizi hukuk bürosu düzeyine indirdiler. Bu da faydalı olabilir ama eksiktir. Biz Dersimli Mağdurların Yahudiler, Ermeniler veya mağdur olmuş diğer halklar gibi haklı davalarına sahip çıkmalarını, bu konuda halkımızın aktif görev almasını istiyoruz. Bu masum isteğe kimsenin itirazı olmaz sanırım. Sadece nerden ve nasıl başlanacak? Bu sorulara cevap bekliyoruz.

Biliyorsunuz ki toplumsal davalar yeni düşüncelerle; ortaklaşa ve gönüllü çalışmalarla başarılabilir.

 

NOT: Alttaki I. Bölümü önceden okumuş olanlar hemen ikinci bölüme geçebilirler.

-------------------------------------------


I. BÖLÜM: DERSİMLİLERE SİTEM

Celal YILDIZ

 

babsdersimSayın Ali Topuz 16.11.2011 tarihli radikal gazetesinde Dersim’i yakan yıkan ve yok eden ortak aklı derli toplu yazmıştı. Sayın Topuz’un yazısı bazı Dersim sitelerine de asıldı.

Dersim’i yok edenlerin ortak aklı belliydi ve tekrar belirlendi ama Dersimlilerin ortak aklı var mı? Ben bu yazımda iğneyi kendimize batırmak, aynayı Dersim’e tutmak istiyorum. 1938’de katliama, soy kırımına uğrayan ve köyleri yakılan yıkılan, sürgün edilen Dersimli mağdurlar ve onların evlatları, torunları ne durumdalar, ne yapıyorlar? Niçin atalarının davasına, kendi davalarına sahip çıkmıyorlar? Nerelerde hata yapıyoruz?

1938’lerde Dersimlilerle aynı tarihlerde soy kırımına uğrayan Yahudiler; bıkmadan, usanmadan yıllarca katilleri takip etti. Tek tek yakaladı, yakalattı, yargılattı. Haklı davaları için binlerce kitap yazdı. Resim sergileri açtı, sinema filmleri çevirdi, ibret olsun diye insanlık müzeleri kuruldu. Anıtlar dikildi. Yahudi soykırımı liselerde, dünyanın birçok fakültesinde okul kitaplarında okutuluyor.

Dersim’in 500 yıllık şanlı direnişine ve bu direnişi beş asır savunan Dersim’in ortak aklına ne oldu? Dersimlilerin tarihi birliği, dirliği nerede kaldı? Dersim-38’in mağdurları kendi haklı davaları, için ne yapıyorlar?

Göthe’nin anlamlı ve önemli bir sözünü burada bir daha tekrar etmek istiyorum. “Üç bin yıllık tarihini bilmeyen bir halkın bu günü karanlık içindedir,” demiş ünlü Alman yazarı.

Bırakın üç bin yılı, bu günkü Dersimliler 500 yıllık tarihini yöneten ortak aklı iyice kavrayıp içine sindirebilseydi; bize bu acıyı yaşatan katillerin açığa çıkması için hep birlikte hareket ederdi. Dersimlilerin bir kısmı tarihi köklerinden kopmuş veya koparılmış olduğu için Dersim gençliği şaşkın ördekler gibi ortalıkta dolanmakta; sağa, sola savrulmakta hatta bir kısmı Dersim’de soykırımını yapan, atalarımızı kurşunlayan değişik ulusal hareketler içinde yer almaktadır.  Elbette ki gençliğimizin bu duruma düşmesinde en önemli etken Dersim’i Dersim yapan beş asırlık tarihi bilincin, diğer deyişle “ortak aklın” 1938’lerde yok edilmesi ve bir daha toparlanıp önderlik edememesindedir. Geçmişte soykırımı yapanlar çağımızda üretilen asparagas teoriler, ısmarlama yazılarla geleceğimize de el koydular. Geleceğimizi de karartmaya devam ediyorlar.

2003 yılında yayınlanan “Dersim Dile Geldi” romanında; “kapitalist aşamaya yaklaşamamış olan Dersim’de milliyetçilik de, isyan da,  Kürt isyanı da” yoktu, olamazdı diye yazmıştım. Ulusalcı derin devlet katliamı meşrulaştırmak için “Dersim’de Kürt isyan vardı,” dedi ve isyana bir de lider yarattı diye belirtmiştim. Kasıtlı olarak üretilen ve toplumda yanlış algılar yaratan düzmece görüşleri, tezleri bu romanda genişçe eleştirmiştim.

O yıllar hem Türk ve Kürt ulusalcıları, hem de bazı sol gruplar bu düşüncelerimi küçümsüyor, gülünç buluyordu. Tarihimizi bilen birçok Dersimli aydının bilinçli yazılarıyla “Dersim’de isyan veya milliyetçi Kürt isyanı vardı” şişirme balonu ve tezi en sonunda patladı. Yanlış algılar tek tek yıkılıyor.

Ama ne gariptir ki, Dersimlilerin yazdıklar bilimsel tarihi tezlerine yıllardır saldıran bazı solcular, Türk veya Kürt ulusalcıları içinde(TKP başkanı Haydar Kutlu hariç) özeleştiri yapan olmadı. En önemlisi de ulusalcı partiler ve hareketler içinde yer alan Dersimliler hâlâ derin uykusundan uyanamadı.

Bu davaya önderlik edenler doğru strateji ve taktikler geliştiremezse insanlar uykudan uyanamaz. Bu gidişle, bu yöntemle Dersim’in katilleri açığa çıkarılamaz.

Sayın Başbakanın özründen sonra Türkiye’de oluşan olumlu ortamda Dersim davası haftalarca yazılı ve görsel medyanın gündemine oturdu. Artık Dersim davası Türkiye’nin tüm vilayetlerinde tartışılabiliyor. Bu önemli bir ilk adımdır. Önemli bir yeni aşama, yeni süreçtir. Artık bugün için engeller kalkmıştır. Dersimliler ülkede her alanda organize olabilir. Elbette ki bu sürecin oluşmasında Dersim diasporasının büyük etkisi vardır. Ama sadece Diasporanın çalışmasıyla haklı olduğumuz 1938 davası sonuca kadar götürülüp çözüme ulaşabilir mi? Yeni sürece göre yeni strateji ve taktikler, yeni platformlar oluşturmak gerekmez mi? Acaba Dersim’in özgül kültürüne ve tarihi bilincine sahip çıkan ve bu davanın gündeme oturmasında önemli derece etkisi, katkısı olan Diasporadaki veya ülkedeki Dersimlilerin 1938’deki soy kırımının aydınlatılması için yeni sürece uygun strateji ve taktikleri var mı? Artık hataları dışımızda aramaktan vazgeçmeliyiz. Açıkçası iğneyi kendimize batırmanın zamanıdır.

Acaba Türkiye'deki Dersimli mağdurlar bu haklı davaları uğruna niçin hâlâ bir araya gelemiyor? Niçin Yahudi hareketi veya acı görmüş diğer halklar davalarına sahip çıkıyor ama Dersimliler ortak acısına birlikte sahip çıkıp katillerin açıklanmasını başaramıyor? Niçin her ilk adım yarıda kalıyor. Her Dersimli nerede hata yaptığımız konusunda kafa yormalıdır.

Birincisi ülke içinde Dersimliler hâlâ bu büyük acıyı bilince çıkaramadı. Çünkü bir kısım parti veya siyasi gruplar hâlâ öldürülen on binlerce sivil insanın ve masum çocukların kanı üzerinden politika yapmak istiyorlar. Bir kısım Dersimliler de içinde bulundukları ulusal partiler zarar görecek diye bu sayfayı kapatmak istiyorlar. Bu büyük acıyı terörize etmek isteyenler de var. Bu gibi çıkarcı tavırlar insanı tiksindiriyor. Artık Sayın Başbakanın da kabul ettiği gibi 1938 isyancılara karşı değil; saf, temiz doğa insanlarını tekleştirmek, Türkleştirmek için; diğer deyişle farklı olanı yok etmek için yapılmıştı.

Birincisi bizler bu masum, haklı ve meşru çizgimizi sürdürmek ve bu çizgiye sahip çıkmak zorundayız.

Tüm Dersimli mağdurların ikinci insani görevi; Sayın Başbakanın özründen sonra Türkiye’de oluşan yeni duruma göre yeni strateji ve taktikler geliştirmek olmalıdır. Artık bu davayı Türkiye’deki Dersimliler omuzlamalıdır. Artık diaspora bu yeni sürece uygun olarak ülke içindekilere sadece ilk başlarda maddi ve manevi destek sunmalıdır.

Çünkü taşıma suyla değirmen dönmez.

Çünkü her diaspora ülke içindeki köklerine sarılmak zorundadır. Dersim diasporası da artık ülkedeki köklerine önem vermeli ve onları harekete geçirecek taktikler bulmalıdır.

Bu davanın yürütülmesinde akrabaları, çocukları kurşuna dizilen, kızları zorla evlatlık alınan, köyleri yakılan ve sürgüne gönderilen kısaca gerçekten mağdur olan Dersimliler en ön saflarda görev almalıdır. Çünkü ateş düştüğü yeri yakar.

Elazığ’daki idamlardan başka ömür boyu hapis cezası verilen onlarca önder vardı. Demananlı Cıvê Kehj gibi mahpusta yok edilen onlarca kayıp Dersimli önderin torunları nerede?

Kafaları kesilip Abdullah Paşa’ya götürülen; Kocanlı Qopohusen’in, Semkanlı Şix Hasan’ın, Bahtiyarlı Sahan Ağa’nın torunları nerede? Torunların çoğunu tanıyorum. Hepsi hayattalar. 1938 davasına yönelik ve sadece bu davayla sınırlı olan doğru çizgide bir çalışmanın olduğunu sezer veya görürlerse en ön saflarında yer alacaklarını da biliyorum. Mağdur edilenlerin evlatları, torunları doğru bir temelde başlayan ilk adımı, ilk kıvılcımı bekliyorlar.

Dersim davası; Halepçe katliamına, 1915 tehcirine, Yahudi soy kırımına benzer. Dersim-38 davasını faili meçhullere, solculara yapılan işkencelere benzetmek isteyenler soy kırımını küçümsüyor, sulandırıyor, yozlaştırıyorlar. Bilerek veya bilmeyerek bu soy kırımı davasının kapanmasına hizmet ediyorlar. Bilinmelidir ki, çalışmalar doğru çizgide yürütülürse insanlar aktif katkılarını sunarlar.

 

----------------------------------------------------------------------------

 

II. BÖLÜM:

DERSİM-38-MAĞDURLAR PLATFORMU (Taslak)


 dersim-ozurlulerineBizler uzun yıllardır bu davanın takipçisi olan Dersimli mağdurlar olarak Türkiyeli demokrat avukatlarla birlikte Dersim-38 Mağdurlar Platformunu oluşturduk.

 Bu platformun amacı yasama, yürütme ve yargı alanında Dersim ‘37-38 mağdurlarının davasını takip etmek, mağdur edilmiş Dersim’e karşı süren haksız saldırılara cevap vermek ve her türlü maddi ve manevi zararların tazmin edilmesine çalışmaktır. Dersim faciası partiler, dernekler, gruplar ve kişiler tarafından siyasi polemiklere heba edilemez. Çünkü bu dava sayılan kurumların boyunu aşan büyük bir insanlık davasıdır. Ancak tüm Dersimlilerin gönül ve güç birliğiyle etkili olabiliriz. Bu birlik, bu platform yazılı ve görsel medyada oluşan bilgi kirliliğine de son verebilir.


Dersim ‘38 Mağdurlar Platformu (Dersim-38-MA.P) olarak önemli taleplerimizi şöyle sıralayabiliriz:

1- Dersim-38-MA.P; TBMM’de ivedilikle bir ‘Dersim ‘38-Hakikat Komisyonu’nun kurulmasını istiyor. Çünkü dünyada yaklaşık 40 ülkede bu tür insanlık davaları parlamentoda kurulan komisyonlar tarafından araştırılmıştır. Ve sonuçta devletler tarafından özür dilenmiş, barış ve kardeşlik ortamı sağlanmıştır.  Devletin sürekliliği prensibine göre iktidarda olan çoğunluk partisi bu davaya önderlik etmeli, TBMM’de “Dersim-38 hakikat komisyonun” kurulması hakkında önerge vermelidir.

2- Dersim-38-MA.P; TBMM’de kurulacak olan ‘Dersim-38 Hakikat Komisyonu’nun sadece Dersim olayları üzerine çalışmasını talep ediyor. Dersim davası; Halepçe katliamına, Yahudi soykırımına, 1915 tehcirine benzer. Faili meçhuller veya solculara yapılan işkencelerle kıyaslanamaz. Faili meçhuller ve diğer katliamlar için ayrı komisyonlar kurulabilir ve mutlaka kurulmalıdır. Türkiye’nin tarihindeki tüm suçları, hatta nerdeyse Haçlı seferleri ile Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini de Dersim davasıyla birleştirmek isteyenler bilerek veya bilmeyerek haklı davamızı çıkmaza sürüklüyorlar. Bu tavırlar ipe un sermekten öte bir anlam taşımıyor.

3- TBMM’deki ‘Dersim-38 Hakikat Komisyonu’ bilim adamlarından, uzmanlardan ve uluslararası bir temsilciden oluşan “Araştırma Komisyonunu” kurarak işe başlamalıdır. “Araştırma Komisyonu” tarafından tüm gizli ve açık belgeler incelemeli; özellikle açığa çıkmış olan veya gizli kalmış raporların orijinallerinden bir kelime çıkarılmadan olduğu gibi kamuoyuna açıklamalı ve tüm gizli belgeleri bilim insanları inceleyebilmelidir.

Metropol şirketinin aralık ayı başındaki açıklamalarına göre Türkiye’nin yaklaşık % 70, Tunceli’nin ise yaklaşık % 92’si arşivlerin açılmasını yani suçlu ve sorumluların açığa çıkmasını istiyor. Halkın ezici çoğunluğunun talebini iktidar ellerinde tutanlar yerine getirmek zorundadır.

Tam 74 yıldır hep “devlet tarafı” konuşmuş, tek taraflı ve kasıtlı haberlerle Türkiye insanları şartlandırılmıştır. “Araştırma Komisyonu” madalyonun öteki yüzü olan Dersimli mağdurları, şahitleri çağırıp dinlemelidir. Çünkü mahkeme hâkimi iki tarafı dinlemek zorundadır. Ayrıca1937-38’de Dersim’de asker olanlardan hâlâ yaşayanlar da kurulacak olan Araştırma Komisyonu’na ifade vermelidir.

Uluslar arası hukuk kurallarına göre insanlık suçları zaman aşımına uğramaz. Yasama organı hemen yeni bir yasa düzenlemeli; bu yasa ile DERSİM FONU oluşturulmalı; katliam sürecinde yakılan, yıkılan evlerin, gasp edilen malların ve davar sürülerinin parası bu fona aktarılmalı; mağdur edilen bölgenin kalkınmasına harcanmalıdır.

4- Kayıp kızlardan zorla evlatlık edilen, daha sonra bacısını arayıp bulan bir Dersimli mağdur, kayıpların büyük bir defterde kayıtlı olduğunu söylüyor. Bu deftere ulaşılmalı ve zorla evlatlık edilmiş kayıp kızlar açıklanmalı, uzun yıllardır devam eden hasret ve özlemelere son verilmelidir.

5- Olağan dışı bir kararla Elazığ’da idam edilenlerin bilinmeyen mezar yerleri tam 74 yıldır mağdur Dersimlilerin ruhunu incitiyor. Bunların içinde Dersim’in inanç önderleri de vardı. Ayrıca ömür boyu hapis cezası verilip mahpushanelerde ölen onlarca Dersimlilerin mezar yerleri de bilinmiyor. Örneğin Cıve Khej’in en son Bolu cezaevinde olduğu biliniyor. Aynı yıllarda Abdullah Alpdoğan da Bolu mebusudur. Sonraları Cıvê Khej’den hiç haber alınamıyor. Çoğunun cezaevlerinde kasıtlı yok edildiğine dair kuşkular var. Çok geç de olsa bu haksızlığa son verilmeli ve mezar yerleri akrabalarına bildirilmelidir.

6- Halkımıza sorulmadan ‘Tunç eli’ yapılan tunçtan yumruk anlamına gelen bu isim kötü anıların simgesidir. Bu durum onurumuzu zedelemeye devam ediyor. Buna son vermek için ‘DERSİM’ ismi tekrar geri verilmeli ve inandırıcı olmak için katillerin isimleriyle anılan tüm cadde ve sokak isimleri değiştirilmelidir.

7- Ayrıca şu an planlanmakta ve yapılmakta olan barajlar ile siyanürlü altın aramaları mağdur Dersimlilerin korkulu rüyası olmuştur. Adeta Dersim sular altına gömülmek ve bazı bölgeleri de siyanür ile zehirlenmek isteniyor. Bu durum mağduriyetimizin devam ettirilmesi; hatta geleceğimizin yok edilmesinin devamı anlamına gelir. Derhal bu barajların yapımına ve siyanürle altın aramalara son verilmelidir.

8- Yetmiş dört yıl önceki korkunç katliam ve arkasından uygulanan en ağır asimilasyondan dolayı inancımız, kültürümüz ve Dımıli-Zaza lisanımız yok olma aşamasına geldi. UNESCO’nun yok olacak diller listesine aldığı Zazaca lisanının yaşaması için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır. Çünkü her lisan dünya için ayrı bir güzellik, ayrı bir çiçektir. Lisan ve inanca dayalı olan Dersim kültürü Dersimlilerin geleceğinin garantisidir. İnancımıza, dilimize, kimliğimize hukuksal alanda güvence sağlanmalıdır.

9- Ruhsal bunalımlara, toplumsal travmalara son vermek için; mağdurların kırılan onurunun iadesi için; ve en önemlisi toplumun ibret alması ve bir daha bu gibi ağır acılar yaşanmaması, bir daha faili meçhullerin olmaması için Dersimlilerin “terteleo pil” dedikleri bu büyük dramın, kıyımın, bu insanlık dışı olayların sorumluları mutlaka bulunmalıdır.

10- Dersim mezalimi; ırkçı fırtınanın güçlü estiği bir dönemde bu fırtınadan etkilenen kesimler eliyle tekleştirme, Türkleştirme uğruna yapıldı. Aynı facialar Yahudilere karşı da yapıldı. Alman halkı yıllarca önce hatasını kabul edip, Yahudi mağdurlardan af diledi, özeleştiri verdi. Bu durum Almanya’yı küçültmedi, tam tersine büyüttü, yüceltti.

Hitler bu soy kırımını tek başına yapmamıştı.  Yanında Alman halkı vardı. Türkiye’deki yetkililer de bu kırımı tek başlarına yapmadı. Türkiye ancak toplumsal bir özeleştiriyle iç huzura ulaşılabilir.  Yahudi soykırımı Almanya’da okullarda ders olarak okutuluyor. İç huzurun sağlanmasına katkı sağlayacağı için Dersim’de yaşanan facia ve büyük acılar da liselerde ve fakültelerde ders kitaplarına konulmalıdır. Avrupa’daki Yahudi müzeleri ve anıtları gibi, Solingen’de öldürülen Türklere yapılan müze ve Türkiye’de Anzak askerlerine yapılan anıt gibi Dersim’de “Dersim-38 insanlık müzesi” ismiyle müze kurulmalı ve her katliam yerine ayrı bir anıt dikilmelidir.

Resmi rakamlara göre Dersim’de yaklaşık 13 bin 800 cana kıyılmıştır. Bunu Kerbelâ’daki 72 şehid sayısına bölerseniz 191 Kerbelâ eder ki, gerçek rakamlar bunun iki katıdır. 1350 yıl önceki Kerbelâ vakasını unutmayanlar, 74 yıl önceki Dersim matemine sahip çıkmazlarsa bu tavır etik bir davranış olamayacağını hatırlatmak istiyoruz.

11. Sayın Başbakan görsel medyada şunları söylemiştir: "Dersim'de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. Çeşitli tarihlerde dersim raporları hazırlanıyor... 1935'te bir kanun çıkarılıyor. Tunceli vilayetinin idaresi hakkında kanun. Kanunun ilk maddesinde şu belirtiliyor: 'Tunceli vilayetine, ordu ile irtibatı baki kalmak ve rütbesinin salahiyetini haiz bulunmak üzere komutan rütbesinde bir zat vali ve kumandan olarak seçilir.” Sonra, bu vali ve kumandana yasada çok enteresan haklar tanınıyor. Mesela vali ve kumandan gerek görürse, aileleri bir yerden bir yere göç ettirebilir. Mesela idam hükümlerinin vali ve kumandan tarafından teciline gerek görülmezse hemen idam edilir. İşte bu kanunun ardından, hazırlıklar yapılıyor, 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim'de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim'de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor….. Bir kara suratlı adam bulunup bir derede titreşe titreşe bekleyen 20 çocuğun işi bitiriliyor. (23 Kasım 2011 tarihli Star Gazetesi-TRT Büyük Takip Programı). Gerçekleri açıklayan Sayın Başbakana teşekkür ederiz.

Sayın Başbakanın ekranlardaki konuşmalarından aktardığımız iki yıllık planlı bir hazırlıktan sonra eli kolu bağlı sivil insanların, kadınların, çocukların, bombalarla, gazla topluca öldürülmesi; 1948 soykırım sözleşmesinin II. maddesindeki tanıma göre soykırımı kapsamına girer. Bu sözleşmeye göre: Bir ırkın, inancın veya cinsiyetin tümünü veya bir kısmını topluca yok etmek soykırım eylemidir. Ülkemizde bunu gerçekleştiren suçluların açığa çıkarılması bir insani görevdir.

 

Dersimli mağdurlar haklı davamıza sahip çıkalım!

Bu görev öncelikle Dersimlilerin davaya sarılmasıyla yerine getirilebilir. Yahudiler yıllarca yılmadan, usanmadan katilleri takip etti. Yakaladı, yakalattı ve yargılattı. Biz Dersimli mağdurlarda hemen Dersim-38-MA.P ile ilişkiye geçelim; ölen akrabalarımızın isim listelerini hazırlayalım; 1938 ölü listelerini, yakılan yıkılan köylerin ve gasp edilen malların listesini hazırlayıp Dersim-38-Mağdurlar Platformu’na ulaştıralım. Dava açmak için bunlar önemli ve gereklidir. Biliyorsunuz ki ancak mağdurların yazıp imzaladığı resmi dilekçelerle hukuksal davalar açılabilir. İnsanlarımız bireysel olarak bu tarihi ve ağır davanın altından kalkamaz. Hukuk büromuz davaları ücret alamadan takip edecektir. Yazılı müracaat etmeniz yeterlidir.

 

DERSİM,   ANKARA,     İSTANBUL     İZMİR  temsilciler  Ve  AVUKATLAR

 

12 Ocak 2012

Celal YILDIZ

E-mail: Bu ePosta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

NOT: Hatamı düzeltmiş oldum, yani artık konu tam anlaşıldı. Dersimliler ve Dersim dostlarından bu konu üzerine eleştiri ve öneriler bekliyorum. İsteyen Jar-u Diyar sitesine, isteyen direk bana gönderebilir.

 

Yorumlar  

 
0 #1 Dersim Ruhuremzi aydın 2012-02-06 20:45
Yazınızı beğeni ve umutla okudum. Demek ki bir şeyler hareket halinde ve hareketlilik yaşamın en belirgin sözcüsüdür. Söyledikleriniz , tespitleriniz, çözümsel önerileriniz gerçekten yerinde. Dersim adına ve kendi adıma size teşekkür ederim, Dersim Ruhunun ölmeyeceğini biliyorum ve bunu bir kez daha ortaya koymuş olmanız beni mutlu etti, teşekkürler dostum....
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

Mesut Oğuzhan Öylek / Zaza Sempozyumu
Mesut Oğuzhan Öylek /   ...

Yazarlardan

FATOSA KHEKÊ BOLÊ KHIRTİ ŞİYE HEQİYA XO.
Mehmet Gülmez/ FATOSA KHEKÊ...
TBMM-İHK Dersim Ziyareti ve Tepkiler Üzerine
Av-Cihan Söylemez/   İNSA...

Basında Dersim

Soner Yalcin’dan, Dersim Dersleri
Basında/ Soner Yalcin’dan,...
1 Mayıs için meydanlara!
Haber/ 1 Mayıs için meydanl...