Av-Hüseyin Yıldırım'la Röportaj: Dersim'de neler oluyor?
dersimkoElif ORHAN  
Dersimli bige Sayın Avukat Hüseyin Yıldırım’la son gelişmeler hakkında Kürdistan Aktüel için röpartaj yaptım..İstedim ki Dersim’in bilge kişisi Dersim’e dair ,özelikle Apocuların son Dersim fermanı için düsüncelerini bizimle paylaşın.. 

Elif ORHAN: Sayın Yıldırım sohbetimize bir anınızla başlamak isteseniz, sanırım okuyucularımız için daha isabetli olur, sizi son otuz yıldır kamuoyu önünde tanıyoruz, ancak bunun geçmişide olduğu açıktır..

Hüseyin Yıldırım: Dersim benim kalbim, Dersim içimdeki Cennettir.
1940 yılından ı980 yılına kadar Dersimde olan bitenlerin en yakın tanığıyım. Daha kücük yaşlarda iken, uzun kış geceleri bize misafir olan yaşlı Dersililerin anlattıkları hafızamdan hiç silinmedi.Dinlediğim başı dik, onurlu Dersimin bu yaşlıları, Dersimin canlı tarihiydiler.Katliyama, talana ve sömürgeci zülme buyun eğmediler. Hiç bir zaman sömürgeci yönetimini kabullenmediler. Bir örnek vermek istiyorum. Rahmetli babam elindeki silahını sömürgecilere vermemişti. Laç Deresinde sömürgecilerle savaşan Mirzali Kızılboğaya vermişti. Mirzali Ağa babamla kirve olmuştu. 1976 yılında Mirzali ağanın ablasının oğlu Kali, Mirzali Ağanın evinin önündeki çeşmeden hak iddiasıyle Mirzali Ağaya karşı dava açmıştı. Ben Mirzali Ağanın vekiliydim. Mahkeme salonunda, Mirzali Ağa elindeki bastonuyla hakime saldırdı. ’Ben hukumatın sözüyle Kalo'ya su vermem’ diyor bağırıyor. Hakim bir köşeye sinmiş,şaşkın şaşkım bana bakıyordu. İyi niyetli olan hakim Mirzali Ağa hakkında kanuni işlem yapmadı. Sonuçta davacı olan Kali, dayısı olan Mirzali Ağanın elini öptü, özür diledi, barıştılar.
 
Elif ORHAN: Şimdi O’ savunduğunuz devrimciler gibi, Dersim’e ferman çıkaranlara karşıda da Dersim insanını savunmayı düsünüyor musunuz?
Hüseyin Yıldırım: Son otuz yıldır Dersimden uzak sürgün hayatı yaşıyorum. Ancak gözüm kulağım hep dersimde oldu. Ben yaşamımda nerede olursa olsun, haksızlıklara karşı hiç sessiz kalmadım. Bunun için de ağır bedeller ödedim. Dersime yapılacak haksızlıklara karsı duranların ön saflarında ben olurum. Çünkü Dersim benim kalbim, Dersim içimdeki cennettir.
 
Elif ORHAN: Sayın Hüseyin Yıldırım siz uzun yıllar Dersim ve Türkiyenin çeşitli yerlerinde avukatlık yaptınız.. Sizi Dapiramin Keje gibi Dersim tarihi olarak görüyorum..Dersim 38 katlıyamları, sonrası gelen Dersim katlıyamları yaşadınız, şahidi oldunuz..Bir ara avukat olarak savunduğunuz devrimcilerin yanında sizde tutukladınız, ağır işkencelerden geçtiniz.. Onurlu kişiliğinizde taviz vermediniz..Simdi Dersim’de ayni dertleri-iskenceleri-yargıyı yaşıyor.Bir Dersim aydını-hukukcusu olarak bize neler söyliyeceksiniz?
Hüseyin Yıldırım: Evet, ben Diyarbekır’in hem avukatıyım, hem tanığıyım hem de sanığıyım. Yıllardan beri de Diyarbekirde yaşanan zülmün davacısıyım. Benim için PKK Diyarbekirde doğdu. Öncesi yoktur. Sonrası da Apoculuktur. Hayrilerin, Mazlumların, Kemallerin, Şenerlerin ve daha nice kahramanların sömürgeci zülmüne karşı Kürdistan Halkının haklarını haykırlamaları, halkımızın beyninde ve kalbinde yankısını buldu. ’Yaşasın Diyarbekir Direnişimiz. Direnmek Yaşamaktır’ sloganları halkın dilindeyken, Sömürgeci mahkemelerde yerden yere vurulan, sömürgeciliğin bir yaftasıdır diye mahkum edilen Apoculuk Şamda tekrar hortlatıldı. Diyarbekir Zindan sloganlarının yerini, bitişi tükenişi ilan eden, bir put yaratmayı amaçlayan, ’Apocu ruh, Apocu kararlılık’ sloganları aldı. Büyük tehlike burda başladı. Tapınılan o  ruh İmralıda açık yüzünü gösterdi. Birleşik Bağımsız Demokratik Kürditan sloganıyle yola çıktık.Diyarbekir Sömürgeci Mahkemelerde Mazlumların, Hayrilerin savunmalarının temelini bu slogan oluşturmuştu.Şimdi bu sloganın neresindeyiz. Bu sloganın yerini,Dersimin yiğit evladı Komutan İsa'nın" dediği gibi, "ucube Demokratik Cumhuriyet" aldı. Afetmiyen tarih bunun hesabını soracaktır. Bir anımı aktarmak istiyorum. 1982 yılında Şam'a gelişimin ikinci günü, Öcalan bana Serxabun'da yayınlamak üzere, Diyarbekir Direnişleri ile ilgili bir yazı yazmamı istedi. Diyarbekırı terk edişimi bir türlü kendime yediremiyordum. Üzüntülü ve ciddi şekilde rahatsızdım. İki sahifelik bir yazı yazdım. Yazdıklarım Diyarbekirde yaşananların bir özetiydi. Öcalan yazdığım yazıyı dikkatlice okuduktan sonra, bana dönerek ’bu taraflı olmuş. Siz tarafsız kalın’ dedi. Peki Öcalan Diyarbekir'de yaşanan gerçeklere neden karşı çıkıyordu?. Öcalan yapı içinde planlı bir şekilde katlettiği, tasfiye ettiği, birikimli, önder düzeydeki kadro ve komutanlar gibi, zindan direnişçilerini de despot yönetimine, gizli pilan ve amaçlarına karşı en büyük tehlike olarak görüyordu. Bu konuda başından beri planlıydı.
 
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım Dersim’e hep fermanlar çıkıyor..Türk devleti ferman çıkarıp 38 de katletti..Sonra Devrimci örgütler kendisine her türlü katkıyı sunan, evini açan, barındıranlar tarafında „Kemalist“ diye yerildi..Bu yetmedi bin bir saçmalıklarla, akla hayale gelmiyen gerekçelerle Dersimli gençleri, insanları katlettiler.. Sizce neden tüm zülümler gelir Dersim’i buluyor?
 
Hüseyin Yıldırım: Dersim uzun yıllar geleneklererine bağlı  özgür yaşamıştır. Savaşmasını, barışmasını bilmiştir. Tarihte Dersime yönelik çok işgal girişimleri olmuştur. Hepsi de yenilgiyle sonuçlanmıştır. Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusya Orduları Kars, Erzurum, Erzincanı işgal etmiş, Dersim sınırına dayanmıştı. Dersim Aşiret Güçleri Rus Ordularına adım attırmadı. Erzincan'a hapsetti. Bu savaşta kahramanca savaşıp şehit düşenler için söylenen "Şevdino" türküsü halen halkımızın dilindedir. 1937 lere gelindiğide, Sömürgeci yeni Türk Devleti Dersim dışında adına Misakı Milli dedikleri hudutları dahilinde her tarafa hakim olmuştu. Uzun yıllar Dersim'e yönelik gizli planlar yaptı. Dersim'e gizli ajan ve uzmanlar sızdırdı. Aşiretlerin gücünü, Dersim'in sıtratejik bölgelerini tesbit etti. 1937 baharında, Halburi Toplantısının hemen ardından, sömirgeci Türk orduları Dersimi işgale başladılar. Dersim hazırlıksız yakalandı.Ellerinde silah olan asiretler silaha sarıldılar. Kahramanca savaştılar. Dört tarafı çevrilmişti. Kimse yardım elini uzatmadı. Dersim Yenildi. Çoluk çocuk insanlık suçu büyük katliyama uğradı. Köyler, harmanlara yığılı ekinler, ormanlar yakıldı. Dersim semalarını kapkara bir duman kapladı. Her taraf çoluk çocuk.kadın ve yaşlıların cesetleriyle doldu. Dersimin serveti, iki koldan Elazığ ve Erzincana aktı. Sömürgeci Ordu geride yaşam için tek emare bırakmadı. Dersim'in yarısı sayılan yaylalarını, verimli bölgelerini yasak bölge ilan etti. Bu yerler yıllarca domuz sürülerinin, kurt ve ayıların cenneti oldu. Sık ormanlarda, derin vadilerde gizlenerek katliyamdan kurtulanlardan 18 yaşından 40 yaşına kadar olanları toplayıp askere yolladılar. Bir çokları Selimiye kışlasında, Samsun'da, Çanekale Dolayırda öldüler. Cesetleri yerine adına künye dedikleri teneke parçası geldi. Dersim'de tanınan aileleri, Yasak bölge ilan ettikleri bölgelerde ikamet edenleri tıkabasa yük vagonlarana doldurarak Türkiye'nin batı illerindeki bataklık alanlara sürgün ettiler. Geride hasta, yaralı yaşlılar ve anne babası katledilmiş yetim çocuklar kaldı. Dilleri,inançları, gelenekleri yasaklandı. Jandarma talanı ve zülmü, vergi zülmü başladı. Dersim Halkı katliyamdan sonra 1950 lere kadar kelimenin tam anlamıyla beyaz katliyam yaşadı. Dersim insanı yaralı ve kederliydi. Birbirlerine tutunarak yaşamaya çalıştı. Yalvarmadı. Buyun eğmedi. Başı dik gururlu yaşadı.
Elif ORHAN: Apo’nun bu kadar çok Dersim'le uğraşması, kelimenin aşağı-yukarışı ”Dersim” diye sayıklaması mantıklı gelmiyor..Siz bunu nasıl izah edersiniz, ya da izahı var mi? Dersim halkına karşı duyduğu rahatsızlık mi, kopleks mi?
Hüseyin Yıldırım:   Sömürgeci Türk Devleti, Dersim Halkını eğemenliğine karşı potansiyel bir tehlike olarak gördü. Her zaman Dersimi gündeminde tuttu. Katliyamdan sonra Dersimde okulların yapılmasına Fevzi Çakmak karşı çıkıyor, ’Biz bunların cahilleriyle başa çıkamıyoruz. Okumuşlarıyle nasıl başa çıkacağız’ diyor. İlginçtir. Öcalan sanki Fevzi Çakmak'tan ders almıştır. Sömürgecilerin Dersim'e yönelik bu politikası katliyamdan günümüze kadar hiç değişmedi. Bir anımı aktarmak istiyorum. 1981 Ekim ayında Diyarbakır polis işkencesindeydim. Çarmıha germe, elektirik şoku, falaka, sille tokat çok ağır bir işkence uyguladılar. Vucudum ateşler içinde. Ağzım dilim kurumuştu. Ayakta duramıyordum. İşkencelerden sonra beni yerlerden sürükliyerek herkesin tutuldukları salona bıraktılar. İşkencede, ağza alınmıyacak küfür ve hakaret ettiler. Sinirlerim gerilmiş tir tir titriyordum. İşkence faslından bir müddet sonra biri koluma yapışarak, ’yürü avukat’ dedi. Beni bir odaya götürüp bir dandalyaya oturttu. Karşımda biri, ’merheba Hüseyin Bey’ dedi. Bu kişinin hitap tarzından üst düzey bir yetkili olduğunu anladım. Bir saat önce bana "yavşak diye hitabettiler. Şimdi beymi oldum" dedim. Cevap vermedi. Karşımdaki, ’Hüseyin Bey, siz Tunceliler neden bu kadar devlete düşmansınız’? dedi. Ben adeta patladım. "Siz kimsiniz? Neden gözlerim açık benimle konuşmıyorsunuz? Kimden, neden korkuyorsunuz?. Tunceli Halkına ne verdiniz, ne istiyorsunuz?. Katlettiniz, talan ettiniz. Evet Tunceli Halkı zülme,zorbalığa düşmandır. Şimdi ben size soruyorum. Ben neden burdayım" dedim. Karşımdaki, ’askeri bir yönetimin olduğunu unutmayın. Bu türlü hata ve haksızlıklar olabilir. Ben şimdi komutana çıkacağım, sizi bıraksınlar ’ dedi ve gitti. Beni tekrar topluca tutulduğumuz salona geri götürdüler.
O gün akşam saatlerinde, Yine biri koluma yapışarak, ’haydi tuvalete’ dedi. Tuvalet ihtiyacım yok dedim. ’Yürü lan’ dedi, sürükliyarak tuvalete götürdü. Tuvalette Gözlerimin bağı siyah bandı da çözdü.Karşımda askere hiç benzemiyen kırmızı suratli,oldukca bakımlı biri duruyordu. Kıyamet koptu.Karşımdaki koçaman ağaç sopayı tepeme indirdi.Her tarafimda kan akmaya başladı.Yumruklarıyla iki dişimi kırdı.Kanlar içindeki başımı küvetin içine basıyor, şifonu devamlı çekiyor.Tam boğulaçağım sırada başımı küveten çıkarıyordu.Bu işkence türünü defalarca tekrarladı.Sonra üstümdeki kanı temizlemek için başımda aşağı bir kaç kova su döktü.Kanama durmıyordu.Üstüm başım kan içinde beni götürüp salona attı.Bu işkence bana o gün "Hüseyin Bey" diyen  ve görüşenin marifetiydi.Ve bu işkence 'Dersimlileler has özel  bir iskenceydi.Her Dersimli katlamali işkence görüyordu.Biri Kürtlük için diğeri Dersimli olduğu içindi.'

Elif ORHAN: Dersim halkını -insanını tanımıyanlara nasıl anlatmak istersiniz?  Neden her Dersim'de konumlanan güc-örgüt Dersim’i kendine benzetmek istedi, özünü boşaltmak istedi? Dersim'le bu kadar uğraşmalarını anlamaktan ınsan zorlanıyor, bunu örneklendirmeniz mümkün mü?
Hüseyin Yıldırım: Türk Sömürceliğinin 1938 katliyamından günümüze kadar Dersim'e yönelik düşmanlığı açık ve bilinen bir durumdur. Misafir perver ve yurtsever Dersim Halkı, devrimciyim, yurtseverim diyenlere kapısını açtı, lokmasını paylaştı. Bu kesimlerin, hele hele Kürdistan adına yola çıktıklarını iddia edenlerin Dersim Halkına düşmanca davranması, düşündürücüdür kabul edilemez. Dersim Halkı, Önder Devrimci İbrahim Kalpakkaya'yı bağrına basmış, Katledilişinin ardından ağıtlar yakmış, göz yaşı dökmüştür. 1970 lerde Türk Kürt solu Dersim'i merkez edindi. Kimileri "Mao" dedi, kimileri Lenin, kimileri de Enver Hoca dedi. Kopya teorilerle Dersim Gençliğini sokaklara döktüler. Kelle avcılığına başladılar.Cadde ve meydanlar anarşı yuvası haline geldi. Silahlar patladı, birbirlerinden, halktan masum insanları vurdular, kan akıttılar. Dersim Halkını günümüze taşıyan geleneklerine, ahlak yapısına saygı duymadılar. Bu gün Dersim Halkına düşmanlık edenler hangi kesimden olurlarsa olsunlar, Dersim'e düşman Türk Sömürgeciğinin safında yer aldıklarını kabul etmek gerekir.
Elif ORHAN: Son bir yıldır Apo her avukat görüşme notlarında mutlaka Dersim’e dair bir şeyler söylüyor,talimatlar veriyor,selamlar da gönderiyor.. Acaba İmralıda neler oluyor? Diyorum ki, pek inanmasam da Dersim halkına yaptığı zülümden dolayı özeleştiri mı veriyor? Siz nasıl bunu yorumluyorsunuz?
Hüseyin Yıldırım: Son dönemlerde Öcalanın Dersim'e yönelik açıklamaları, herhalde geçmişe yönelik bir ozeleştiri değildir. Seyit Rıza'ya sahip çıkması, Şuna selamımı söyleyin Dersim'de kalsın. Dersim'de demokratik belediyecilikten, Dersimin direnişçi geleneğinden dem vurması, Dersim'e Yönelik gizli bir pilanın ipuclarıdır. Geçmişte, zavallı ihtiyar Feodal Seyit Rıza diyen, Dersimliler Kemalistir Kemalistlere hayat hakkı tanımayın diye haykıran Öcalan değilmiydi? Dersim Halkını suçlayan, hakaret eden, iftira dolu Kışla Kültürü broşürünü nereye koyacaklar. Birde kalkmış Dersim'in katliyamcısı Mustafa Kemali Dersimlilere sevdirmeye çalışıyor. Dersim Halkının bu demogojilere inanacaklarınımı sanıyor. Öcalan, Mustafa Kemal Elazığa gidip bazı görüşmeler yapacaktı. Mustafa Kemalin imzasını beklemeden Seyit Rızayı idam ediyorlar diyor. Ne büyük yalan. Sanki verilen cezaların infazı için Mustafa Kemalin imzası gerekiyormuş. Adına İstiklal Mahkemesi denilen Elazığda kurulu mahkemenin verdiği cezalar, Koçkiri Halkının katili Nurettin Paşanın damadı, Dersimin kasabı general Apdullah Alpdoğanın onayı ile verilen cezalar infaz ediliyor. Nitekim Ankaradan giden cellat gurubu General Alpdoğandan imzalı boş bir kağıt alıyorlar. Mahkemenin idama mahkum ettiği Seyit Rıza ve arkadaşlarının adlarını imzalı boş kağıda yazıp idam ediyorlar.
Elif ORHAN: Yine son yıllarda çok yerdiği, yok kemalıst yok bilmem neden dolayı yargıladığı Dersim halkına önce Dersim celladı M.Kemalı sevdirmeye kalktı, baktı tutmiyor bu kez ’Diyap Ağa’ demeye başladı.İmralı da neler oluyor,yoksa Dersim tarihinde hiç haberdarlı değil mi?
Hüseyin Yıldırım: Yalan ve demogojiler gerçeklere çarpıyor sırıtıyor. Mustafa Kemal  buğün Keban Barajının altında kalan, Dersimi Türk Sömürgeciliğine bağlayan Singeç Köprüsünün temelini atmak için Elazığ'a gelişinde,Elazığda günlerce hazırlık yapılıyor. Mustafa Kemal için ozamanlar yeni yapılmış, Elazığ'ın en lüks binası olan istasyon binasının ikinci katı hazırlanıyor. Mustafa Kemalin treni Elazığ'a vardığında, Seyit Rıza ve arkadaşları daha mahkemeye çıkarılmamıştı.Gece yarısı yapılan son kısa duruşmadan sonra, cellat gurubu Seyit Rıza ve arkadaşlarını idam sehpalarına doğru götürürlerken, Mustafa Kemal istasyon binasının ikinci katında kurulu sofrada rakısını yudumluyordu. Ertesi gün güneş doğarken, Mustafa Kemal elinde fötr şapkası, istasyondan şehir merkezine doğru yürürken, Seyit Rıza ve arkadaşlarının masum bedenleri hala ipte asılı duruyordu. Mustafa Kemal Elazığ Belediye binasında yirmi dakika kaldıktan sonra Perteğe doğru yola çıkıyor. Hayatında temel attığı tek köprü olan Singeç Köprüsünün temelini atıyor. Bu köprünün başına bir jandarma karakolunun kurulmasını istiyor. Daha sonra köprü başına kurulan jandarma karakolu, yıllarca Dersim Halkına uygulanan zülmün, haraç ve talan merkezi haline geldi.
Mustafa Kemal temel atma töreninden sonra Pertek Merkezindeki Türk azınlığı ziyaret ediyor. Onlara çeşitli vaatlerde bulunuyor. Bu ziyaret ile ilgili ’başında pırlanta Süpürgeç dağı, önünde akıyor Murat ırmağı. Gazi Paşa demişki vilayet merkezi olursun Pertek’ diye birde bir türkü söyleniyor. Pertek sırtını Süpürgeç Dağına vermiş, Murat Suyuna doğru uzanan bağ bahçeli cennet gibi bir ilçe. Dersimin her tarafı metrelerce karla kaplı iken, Pertekte badem ağaçları çiçek açar. Osmanlı döneminde Sağman Sancağı eliyle bir gurup Türk kökenli azınlık Pertek merkezine yerleştiriliyor. Kimse bu Türk azınlığa dokunmıyor. Yıllarca bolluk içinde paşa paşa yaşıyorlar. 1970 lerden sonra  bu Türk kökenli azınlık yörede MHP nin vurucu militanı oldular.
Öcalan her ağzını açtığında, Mustafa Kemal'i Kürt Halkına sevdirmeye çalışıyor. Derin Devletin, Kemalis kesimin kendisine verdiği görevi yerine getiriyor. Yıllarca Kemalizmi Hitler,Musoloni faşizmiyle özleştiren de Öcalandır. Öcalan kışla kültürü büroşüründe zavallı diye nitelendirdiği Seyit Rıza'nın celladını titreten, sloganlarla rap rap idam sehpasına yürüyüşünü düşünsün. Birde ölüm paniği içinde ürk bayrağının önünde yalvaran, zavallı haline baksın.
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım Apocuların son Dersim için yayınladıkları bildiride bazı kişilerin açık kimliğini belirtmişler ve onlara türlü suçlar yüklemişler, yanı hem yargılamışlar hemde kendileri tetik çekecekler..Tuhaf, ibretlik, ya da suç diyeceğiz de..Ancak Apo PKK’sini bilen biri olarak Dersim'le dertleri ne, özelikle bu süreçte neden Dersim’i hedef aldılar?
Hüseyin Yıldırım: Öcalanın Dersim'e yönelik söylem ve çağrıları sonrasında, Dersimde yayınlanan bildirinin anlamı ve nedeni açıktır. Son dönemlerde Dersim halkının Apoculardan rahatsızlığını dile getirmesi, Munzur Festivalındeki  ambargo ve zorbalığa halkın açık tepki göstermesi, Apocuları telaşlandırmıştır. Bildiride dile getirdikleri konular, asıl amaçlarını gizleme çabasıdır. Dersimde ahlaki bir gelenek vardı.Bizler üniversiteyi bitirdiğimiz halde yaşlı Dersimlilerin yanlarına sıgara içmezdik. Son otuz yılda dünyada olduğu gibi Dersim'de   olumlu gelişmeler yanında, istenmiyen kimi yoz ilişkiler de gelişti. Güzelim Dersim'de tinerci, uyuşturucu gurupların oluştuğunu duyduğumda, derin bir üzüntü duydum. Bu yoz ilişkilerin sorumlusu Dersim halkı değildir. 12 Eylül faşizminden bu yana sömürgeciler büyük bir çaba ile böyle bir ortam oluşturdular.Çok yönlü baskılar, işsizlik ve hayal kırıklığı gençliğin bir kesimini böyle bir ortama itti. Uyuşturucu bir illettir. Zor ve şiddet sorunu haletmez. Tedavi merkezleri oluşturmak ve eğitmekle sorun çözülür.
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım Yani onların sıraladıkları gerekçelerle insan öldürmek devrimci hukuk-ahlaka sığar mı? Ya da siz bir hukukçu olarak bu olayı nasıl izah edeceksiniz?
Hüseyin Yıldırım: Çağ dışı kalmış kimi İslam ülkeleri dışında, dünyanın her tarafında restorantlarda, kahvelerde garsunluk yapanların çoğunluğu genç kızlar ve kadınlar oluşturur. Kadın kendisini satıyorsa,suçlu kadın veya birey değildir. Hiç bir kadın istiyerek kendisini satmaz. Düzen, zorbalık, yokluk ve eğitimsizlik kadını düşürür. Düşen kadına zor değil, acımak gerekir. Dünyada hiç bir ülke bu sorunu çözmemiştir.Dünyanın her tarafında sokaklar kendini satan kadınlarla doludur. Bugün sosyalist bilinen ülkelere sex turizm seferleri düzenleniyor.
Elazığ'da, diyarbekirde daha bir çok Kürdistan şehirlerinde genel evler pavyonlar vardır. Bazı oteller kendini satan kadınlarla doludur. Oralarda neden bildiri yayınlamadılar. Şamda haremlerde yaşanan düşkünlüklere, katledilen masum genç kızlara neden seyirci kaldılar. Uyuşturucu baronları Dirbekir'de Hakari ve Urfa'dadır. Dahada önemlisi, uyuşturucu tırafiği Apocuların kontrol ettiği alanlardan Kürdistan'a giriş yapıyor. Apocular haracını alıyor, buyur geç diyorlar. Bildiriyi de Dersimde yayınlıyorlar. Bu iki yüzlülüktür.
 
Elif ORHAN: Halbuki Apo’yu tanıyan,yakınında bulunan tüm Dersimliler, devrimcılar bilirlerki Apo en fazla Dersim kadrolarını yerdi, tasfiye etti, bin bir dalavereyle yargılayıp taş altı etti, yargısız infazlarla yok etti..Şimdi sizce Apo neden son bir yıldır Imralı’da Dersim’e dair talimatlar veriyor?
Hüseyin Yıldırım: Bildiride Zazacılık, Dersimcilik ve Alevistancılık yapılıyor denilerek Dersim Halkı tehdit ediliyor. Apocuların telaşının asıl nedeni burada açığa çıkıyor. Kadın, uyuşturucu işin bahanesi. Dersim Halkının haksızlıklara karşı sesini yükseltmesi Apocuları ciddi şekilde tedirgin etmiştir. Eskiden baş vurdukları gibi, zor kulanarak, musum insanların kanını akıtarak halkı susturmak istiyorlar. Apocular tek ses istiyorlar. Dersim halkını İmralı ihanetine ortak etmeye çalışıyorlar. Dersim Halkı yeni arayışlar içine girmişse, Apoculara inanmıyorlar demektir. O zaman Apocular hata ve kusurları kendi düşünce ve pıratiklerinde arasınlar, kendilerine yönelsinler. Apocuların sıraladıkları gerekçelerle herhangi bir Dersimlinin kanına girerlerse, Dersim Halkının bağrında derin bir yara açarlar. Ve Apocular hiç bir zaman bu vebalin altndan kalkamıyacaklar. En başta. Apocu ihanetin kuyruğuna takılan Dersim kökenli, Dersimdeki şehir ve dağ yöneticileri ile Avrupa ülkelerinde Dersim Halkını Tuncelili-Dersimli diye ikiye ayıran, halkı karşı karşıya getirmeye çalışan, alternatif Dersim Festifalini düzenlenmesine önayak olan Dersim kökenliler sorumludurlar.
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım Dersim halkı böyle bir durumla karşıya gelirse siz bir hukukçu olarak Dersim halkını savunmak, yanında yer almak ve onların yanında olup, Avrupa insan hakları mahkemesine götürmek için yer alırmışınız?
 
Hüseyin Yıldırım: Prosedür gereği, Apocu zorbalığa karşı sömürgeci mahkemelerde hak arama taraftarı değilim. Böyle bir tutum Apocularla aynı çizgide buluşmak anlamına gelir. Apocu zorbalığa Dersim Halkı cevap verecektir. Halkın adalet ve yargısından daha büyük yargı yoktur.
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım siz bir hukukçusunuz, Diyarbakır zındanında devrimcileri savundunuz,sonra onlarla birlikte işkenceler gördünüz, yargıladınız..Bir hukukçu gözüyle Dersim gerçeğine baktığınız zaman bir adaletsizlik görüyormusunuz? Mesela Dersimli devrimciler PKK içinde Apo zülmünü en fazla yaşıyanlar, taş altı edillen, yargısız infazlara tabi tutulanlar oldu, haklarında fermanlar çıkarıldı....Nedir bu Apo’nun Dersimli kadrolara olan gerazi, derdi ne, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz, ya da yakında izlediniz mi?
Hüseyin Yıldırım: Öcalanın Dersim'e yönelik düşmanlığına açıklık getirmek istiyorum. Öcalan hangi bölgeden olurlarsa olsunlar, gerçekleri görebilen birikimli beyinlere düşmandır. Dersim kişiliği, Elazığ kişiliği, Mardin kişiliği, Ağrı kişiliği dedi, bu bölge kadrolarına saldırdı. Dikkat edilirse, kişilik çözümlemeleri adı altında saldırdığı bu bölgeler, Kürdistan Tarihinde sömürgecilige karşı halk ayaklanmalarının olduğu bölgelerdir. Apocu Harekete Dersimden yoğun katılımlar olmuştu. Apocu Hareketi omuzlayan Dersimli kadrolar çoğunluktaydı. Bu nedenle Öcalan en çok Dersimli kadrolara yöneldi. Çetin Güngör, Dilaver Yıldırım, Saime Aşkın, gerçekleri görebilen, önder düzeyde birikimli kadrolardı. Defalarca Şam'a çağrılan Komutan "İsa", ’ben savaş cephesindeyim, Şam'da ne işim var’ diyor, Şama gitmeyi reddediyor. Yine Öcalanın İmralıdan Demokratik Cumhuriyet söylemine, Komutan İsa, ’bu ne ucube cumhuriyetmiş’ diyor, açık tepki gösteriyor. "Komutan Şiyar(Kazim Kullu), Komutan İsa (Orhan Ilbay) ve  komutan Kemal(Haydar Alpaslan'ın)" şahadetlerinde, Öcalan ve piyonlarının parmağı vardır. Öcalan Bulgaristan'da yıllar sonra karşılaştığı Dilaver Yıldırıma,’herşeyi ben yarattım, savaşı ben yönetiyorum, bütün işleri ben yapıyorum’ diyor, habire kendisini övüyor. Dilaver, ’kendinizi övmeyin. Söyledikleriniz doğru da olsa, kendinizi övmeniz doğru değildir. Övülmeniz gerekiyorsa, bırakın sizi biz ve halk övsün’ diyor. Öcalan, birikimli ve cesur kadroları, yalan, demagoji ve kan üzerine kurulu iktidarına karşı en büyük tehlike olarak görüyordu. Her katlettiği kadronun arkasından, ’yerime hazırlanmış, yerime göz dikmişti’ demesi boşuna değildi. Öcalan, Dersim'e karşı işlediği suçların telaşı ve korkusunu yaşıyor. Son dönemlerde Seyit Rıza'ya sığınarak, Dersim'in direnişçi özelliğinden söz ederek, Dersim Halkına şirin görünmeye çalışıyor. Diğer yandan, gizli ve açık planlarla sopa göstererek halkı susturmaya çalışıyor.
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım son olarak bu konuda neler diyorsunuz?
Hüseyin Yıldırım: Son olarak buradan herkese sesleniyorum. Dersim toprağı ve Halkı büyük acılar çekmiştir. Çekilen büyük acılara rağmen, Dersim Halkının kalbi temiz ve onurludur. Geriye dönüp Dersim tarihine bakın saygılı olun. Dersim Halkına saygı duymıyanların, şiddet uygulıyanların, Dersim'de yarınları olmıyacaktır.
Haklıdan ve doğrudan yana olanlara  selam, sevgi ve saygılarımla.
Elif ORHAN: Sayın Yıldırım zaman ayırdığınız için sağolunuz..Dersim Xizırı sizi ve Dersim’i korusun..
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

ASMA XIZIRİ DE CEMÊ XIZIRİ.
Haber/ ASMA XIZIRİ DE CEMÊ ...
Aygün'den Zaza-Der Ziyareti
Haber/   DERSİM MİLLETVEK...

Yazarlardan

Celal Yıldız/ Dersimlilerin Dikkatine
Celal YILDIZ/ DERSİMLİLERİ...
Ali Kaya/ HIZIR ORUCU'NUN ANLAMI
Ali Kaya/ HIZIR ORUCU'NUN ANL...
PKK-BDP Müslüman-Şafi Bir Kürt Hareketidir
Hüseyin Dedesoy/ PKK-BDP Mü...
Gağanı Yeniden Tanıyalım, Kutlayalım
Hasan Dewran/ GAĞANI TAN...

Basında Dersim

Ayten Öztürk Davasında Yeni Suç Duyurusu
HÜLYA KARABAĞLI/ Ayten Özt...
Burkay'dan PKK'ya Yanıt Var!
Basında/ Kemal Burkay'dan PK...
Hıdırı Dulkadir/ Musa Anter'le Söyleşi
Hıdırı Dulkadir/ Musa Ante...