You are here:   Home KURMANCİ (KIRDAŞKİ) Pilvenk Aşireti-Berxecan Ocağı-3
Pilvenk Aşireti-Berxecan Ocağı-3

ibrahimamca1A.Kerim Gültekin/

Dersim Pilvenk Aşireti-Berxecan Ocağı-3

 

Şimdi bunların biraz daha ayrıntılı olarak ele alıp irdeleyelim:

 1) Şah Delil Berxécan’ı Tunceli’deki diğer kutsal atalardan ayıran bir başka önemli öğe de kendisinin yazmış olduğu iddia olunan ve içeriği henüz tam olarak bilinmeyen kitabın varlığıdır.

 

Aksi yönde veriler sunan kimi aktarımlar olsa da Berxécan’ın kitabı hakkında bugüne değin hiçbir ciddi çalışmanın yapılmamış olduğunu söylemek mümkündür. Şah Delil Berxécan’ın yazdığı iddia olunan ‘kitap’ ile ilgili bugüne değin yapılmış olduğu anlaşılan tek çalışmanın, 1980’li yıllarda adı bilinmeyen bir üniversitenin İlahiyat Fakültesi’nden bazı akademisyenlerce gerçekleştirildiği aktarılmıştır. Buna göre;araştırmacılar, kutsal emanetleri muhafaza eden seyidin ve yine onun gibi emanetler üzerinde söz sahibi seyitlerin gözetiminde kitap üzerine çalışmışlar ve bugün yine en az emanetler kadar hassasiyetle gözetilen birkaç sayfalık çevirinin bir kopyasını, ısrarlı istekler üzerine bu seyitlere bırakmışlardır. Aktarılan bilgilere göre, kitabın tamamı çevril(e)memiştir. (80) Arapça yazılmış olduğu tahmin edilen kitabın, siyah deri kaplı ve kalınca olduğu aktarılmaktadır. Bu konuda ilgi çekici olan ayrıntı, kitabın içeriğinin tam olarak kimse tarafından bilinmemesidir. O da diğer bazı kutsal emanetler gibi sadece Cem törenlerinde ve sağaltma ritüellerinde kullanılmakta ve bu işlevi ile yaşamsallık kazanmaktadır. Kullanım şekli, kitabın herhangi bir bölümünün okunması yolu ile değil, ziyaretçilere gösterilmesi veya çoğunlukla sağaltım ritüellerinde temas yolu ile olmaktadır. Öte yandan, bazı kaynak kişilerce kitabın ‘güvenilir ellerde’ çevrilmesinde bir sakınca olmadığı ifade edilmiş ve bu yönlü talepler dile getirilmiştir. Fakat hemen belirtmek gerekir ki günümüzde, seyitler arasında bu konuya ilişkin tam bir görüş birliğinden bahsetmek doğru olmayacaktır. Geçmiş örneklerden anlaşıldığı üzere, ihtilaflı görüşler ve tutumlar mevcuttur. Çoğunlukla 1980 sonrası süreçte karşılaşılan ve kutsal emanetleri (bilhassa kitabı) kamuoyuna açma, müzeye kaldırma gibi farklı taleplerle gündeme gelen isteklerin karşısında bugünkü aşırı korumacı, kuşkucu ve güvensiz tavrın geliştiğini söylemek mümkündür.

 

Öyle ki alan çalışmamız esnasında rastladığımız yöre kökenli bir başka sosyal bilimcinin emanetler ile ilgili aktardıkları, durumun hassasiyetini çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermektedir: Araştırmacı, on yıl kadar önce etnografik derleme çalışmaları çerçevesinde kendisinin de talibi olduğu bu ailenin elindeki emanetleri görüntülemek ister. O sıralarda emanetlerin bekçiliğini ve hizmetkarlığını yapan iki seyit kardeş, kitabın ancak aşiret büyüklerinin ortak onayı alınır ve bir öküzün kurban edildiği seremoni gerçekleşirse gösterilebileceğini söylerler. Yeterli parası ve dönemin ileri gelenlerini bir araya getirme şansı olmayan araştırmacı, uzun uğraşılarının ardından diğer bazı emanetleri görüntüleme ve inceleme fırsatı bulur. Ek olarak ocağa ait şecereyi de görmek isteyince, araştırmacının aktardığı sözler ile, bu kez hizmetkarlar kendilerini yerden yere ve duvarlara vurmaya başlayarak bunun çok büyük bir günah olacağını adeta haykırırlar. Bunun üzerine araştırmacı, hizmetkarlar kendilerine daha ciddi zararlar vermeden isteğinden vazgeçer. Öte yandan halihazırda, bizlere kitabın içeriği hakkında az da olsa bilgi veren yegane kaynak, İlahiyat Fakültesinden geldikleri söylenen akademisyenlerce çevrilmiş üç sayfalık belgedir. Ancak bu sayfaları dolduran bilgilerin birbirinden kopuk, yer yer okunamayan ve anlaşılması gayet zor, farklı bölümlerden parçalar olduğu belirtilmelidir. Öyle ki çözümlenen bazı paragrafların farklı zaman aralıklarında yazıldıkları kanısı uyandıracak derecede değişik konular içerdikleri anlaşılmaktadır. Bu bakımdan çevirilerin, kitabın farklı bölümlerinden kısa alıntılar oldukları da düşünülebilir. Şah Delil Berxécan’ın ve tarikatı hakkındaki bahsi geçen dağınık özetler, Şeyh Delu Beliycan’a Şeyhinin Tavsiyeleri’ başlığı altında verilmiş olmakla birlikte, farklı konulara dair kısa alıntılardan ibaret görünmektedirler. Öyle ki bazı paragraflar, bir nevi ‘toplantı kayıtları’ olduğu izlenimi vermektedirler. Bu dağınık bilgiler içerisinde en dikkat çekici olanı ise Berxécan’ın talibi olan aşiretlere dair verilen bilgilerdir. Yaklaşık olarak 42 aşiret ismi belgede zikredilmektedir. Bu durum, Berxécanların tarikat-aşiret bütünleşikliği algılarını tümüyle değiştirecek ciddi bir bilgidir. Kimi seyit soylu kaynak kişiler de çok eski zamanlarda farklı ülkelerde taliplerin olduğundan bahsetmişlerdir. Bu doğrultuda, yine alan çalışmamız esnasında Tunceli (Dersim) Aleviliği hakkında literatürde bulunmayan, ilk kez rastladığımız bazı bilgilere göre; yakın geçmişte aşiretin seyitlerinden bazıları Rusya–Kırım’a kadar taliplerini gezmeye gitmektedirler. Bazı kaynak kişiler, Kırım’dan getirilen çıralıkların kendilerinde bulunduğunu ve özenle muhafaza ettiklerini belirtmişlerdir. Ancak günümüzde çoğunlukla Pertek’te ikamet eden Berxécanların, soylarını diğer seyit ailelerinden ayıran farklılıklar konusunda hiçbir şüpheleri yahut çekinceleri yoktur. Yazılı kaynaktaki bu sınırlı bilgilerin hepsi ‘anlaşılamayacak’ bir mertebedeki mistik bilgiler olarak kabul görmektedir. Bu bilgiler neyi açığa çıkarıyor olursa olsun, sonuç olarak hepsi Berxécan’ın asla erişilemeyecek yüceliğini tekrar ve tekrar kanıtlamanın ötesine gidemeyecektir.

 Pertek-Ulupınar köyünde bulunan Berxecan ocağının  evliylarında  Ma Veli'nin mezarı

dedeninmEmanetler içerisinde bahsi geçmeyen ve fakat en az onlar kadar önemsenen bir başka kutsal da Berxécan’ın şeceresidir. Yukarıda zikrettiğimiz araştırmacı, şecereyi görememesine rağmen o dönemde toplayabildiği bilgilerden hareketle şecerenin derilere ve balkabaklarına yazılı olduğunu aktarmıştır. Bu konu üzerinde hemen hiçbir ciddi verinin olmadığı söylenmelidir. Bilgiler çoğunlukla dağınık ve yazılı dayanaklardan yoksundur.

 

Örneğin, Şah Delil Berxecan’a ait şecereye dair önemli ve tayin edici bir bilgi Ali Yaman’ın, 23 – 28 Ekim 2000 tarihinde Ürgüp’te düzenlenmiş olan Anadolu İnançları Kongresi’nde sunmuş olduğu anlaşılan metinde ortaya çıkmaktadır.(81) Bu metne göre, Şah Delil Berxécan’a ait ocağın merkezi, Tunceli yakınlarındaki Kırmızıdağ’ın güneybatısında kalan Dedeağaç (Pilvenk) Köyü’dür. Şah’ın türbesi burada bulunmaktadır. Ali Yaman, ilgili bölümde konuya dair verdiği dipnotta bahsi geçen şecerenin kendisinde bulunduğunu, bu şecereyi ve diğer yazılı–görsel malzemeyi bir başka çalışmasında değerlendireceğini ifade etmektedir. Yanı sıra kimi kaynak kişilerin aktarımlarına bakıldığında şecerenin birden fazla ailenin elinde ve farklı mekanlarda olduğu da söylenebilir.

Buna göre, şecere Pertek, Mazgirt ve Kahramanmaraş–Afşin'deki kimi ailelerin elinde farklı parçalar halindedir.

Ek olarak, alan çalışmamızın dışında, tesadüfi olarak tanıştığımız Hatay kökenli bir kişi de Şah Delil Berxécan bahsi üzerine kendilerinin bağlı oldukları dedenin (seyit) söylemlerinde bu kutsal atanın sıklıkla geçtiğini ve asıl kökenlerinin çok uzun zaman önce Tunceli’de olduğundan ve hali hazırda hiçbir ilişkinin olmadığından söz açmıştır. Bu durum, zamanla seyitlik unvanları ile ana gövdeden kopan soy gruplarının yerleştikleri yeni coğrafyalarda süreç içerisinde geldikleri yerlerle olan bağları sadece söylem düzeyinde koruyarak yeni birer başlangıç yaptıkları ve dolayısı ile yeni birtakım şecerelerin de varlığını akla getirmektedir. Bu dağınık bilgilerin sağlıklı analizleri, ancak ciddi akademik çalışmalar içerisinde vücut bulabileceklerdir.

 Kitapla birlikte zarf içerisinde muhafaza edilen, Sağman Kralı’nca verilen belge de dönemin gelişmelerine kuvvetle ışık tutacak mahiyettedir. Bu belge hakkında, kitapta olduğu üzere, dinsel uygulamaların varlığından bahsedilmemektedir. Belgenin, kitap içerisinde muhafaza ediliyor oluşu, bütünlüklü bir algıya kavuştuğunu düşündürtmektedir. Benzer biçimde, Şah Delil Berxécan’a ait olduğu iddia olunan mührün de dini uygulamalarda kullanıldığı yönünde bir veriye rastlanılmamıştır. Mühür hakkında ulaşılabilen bilgiler, üzerinde Arapça yazıların bulunduğu ve altından yapılma olduğuna dairdir. Bazı kaynak kişiler, yönelttiğimiz sorular üzerine, mühürde ‘Süleyman’ın mührü’nün de (Sion Arması) bulunabileceğini, üzerinde tanımlayamadıkları bir şekil olduğunu ifade etmişlerdir.(82) Hemen tüm kutsal emanetlerde olduğu üzere kitap için de kuşaklar boyu yaşatılagelen, sınırları oldukça belirgin tabular söz konusudur. Öyle ki seyit soyundan gelen 50’li yaşlarındaki bir kaynak kişi dahi kitabı ömründe sadece iki kez ve döneminin en yetkin seyitlerinin ellerinde görebildiğini belirtmiştir. Kutsal emanetlere sadece Şah Delil Berxécan’ın soyundan gelen seyitlerce dokunulabildiği ve hatta bu seyitler içerisinden de ancak ‘O’na layık olabilenlerce’ dinsel içerikli uygulamalarda çıkarılabildikleri, kullanılabildikleri aktarılmıştır. Kaynak kişilerin çoğunluğunda, kişileştirilen kutsal emanetlerden bahsederken dahi belirgin bir çekingenliğin oluştuğu ve kullandıkları kelimeleri özenle seçtikleri de gözlemlenmiştir. Örneğin bir kaynak kişi, kutsal emanetlerle ilgili soruları yanıtlarken şunları söylemiştir:

 

Bir de biz kendi açımızdan korkuyoruz bakmaya. Bizim ocağımız olduğu için şahsen ben korkuyorum bakmaya. Kurban olam, O’na ayan olsun yani ben onu kötülemek amacı ile değildir… Dünya tanısın diye söylüyorum. O’na ayan olsun yani ben o amaçlan ben Şıh Delil Berxican’ı burada

gündeme getiriyorum. … Zaten adam korkar ona dokunmaya. Ben kutsal emanetleri aldım elime, alırken de çok korktum. Çünkü o değerlerle oynamak çok iyi bir şey değildir. O değerleri yüceltmek lazımdır. O değerlerin hakkından biz insanoğlu gelemeyiz. Yani herkes kendisini böyle bi riske sokamaz. Alevle seni yakar! Sudur seni götürür! Karanlıktır senin gözlerini kör eder!...” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek).

 

Şah Delil Berxécan’ın kutsal emanetleri içerisinde, kişiselleştirme ve tabu örneklerinin canlılıkla gözlemlendiği bir diğer önemli obje de kaynak kişilerce bahsi edilen ‘altın tas’tır.(83) Som altından ve yaklaşık 10 cm derinliğe sahip, genişçe bir tas olduğu söylenen kutsal emanetin, bilhassa üzerindeki yazılar kaynak kişilerce zikredilmektedir. Tasın içinde ve dışında, hemen her tarafını kaplayacak şekilde görülebilir olduğu söylenen yazıların Arapça olduğu da geçen ifadeler arasındadır. Kaynak kişiler, bu yazılardan ekseriyetle ‘şifalı yazılar’ olarak bahsetmekte ve ‘zaten hikmetinin de bu yazılarda olduğu’nu söylemektedirler. Şah Delil Berxécan’ın yazdığı iddia olunan bu yazıların da sağaltıcı nitelikte dualar olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak bu duaların içerikleri ve hangi zamanda yazıldıkları ancak uzmanlarca yapılacak titiz çalışmalarla bilinebilecektir. Böylelikle,

 

“…Sadece berrak ve temiz su olsun. O’nun gönlüne hoş gelir. O’nun kalbi çok geniştir. Kalbi çok geniş. Zaten Seyit X, [yanında oturan kişiyi işaret ederek a.k.g.] Y’nin babası. Sağolsun, Allah ondan bin defa razı olsun. Görevini şimdiye kadar yapmıştır. Bundan sonrasında da çok mükemmel yapar. Zaten fukara [Y’nin babasını kastediyor a.k.g.] da o secereye, o emanetlere, o ocağa da layık bir

insandır. Kendisi çok temiz, hoşgörülü bir insandır. Biz O’na Seyit X diyoruz… Kendisi yapıyor… Şimdi hâlihazırda bulunduğu yerde yapıyor. Y’nin babası ve annesi yapıyor. Sadece bismillahirahmanirahim diyor ve Seyit X ‘bu bunun aşkına’ diyor ve kendisinin getirdiğini biz içiyoruz. Herhangi bir duaya gerek yok. Zaten, diyorum ya, o tasta bütün şifalı dualar yazılıdır. Yani, ben tabi Arapça okumadığımdan, bilmiyorum ama sorduğum kadarı ile öğrendiğim kadarı ile bütün şifalı yazılar vardır. Yani Şah Delil Berxican’ın kendi şifaları ile kendi duaları ile yazılıdır üzeri” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek).

Kaynak kişilerin çoğunluğu, tasın ziyaretçilerinin ‘felçi’, ‘sakat’ ve ‘deli’ olanlardan oluştuğunu bilhassa belirtmişlerdir. Öte yandan, başka rahatsızlıklardan ötürü de tasa ve diğer emanetlere yönelik ziyaretlerden de söz açılmaktadır. Fakat Şah Delil Berxécan’ın Sağman Kralı ile olan söylencesinde de geçen ‘felçli çocuğun sağlığına kavuşması’ durumu, Şah Delil Berxécan’ın özellikle bu tür hastalıklarda sağaltıcı güçleri olduğu bağıntısını akla getirmektedir. Zira Şah Delil Berxécan’ı ve tarikatını onaylayan ve hatta ona çıralık veren Kral (yerel siyasi otorite), benzer söylencelerden farklı olarak, kendisi ile yüz yüze gelmeden sadece kerametine şahit olarak bahsi geçen belgeyi vermiştir. Yaşadığı dönemde böylesi bir özelliği ile tanınmış olması, Şah Delil Berxécan’ın emanetlerinde de benzer sağaltma işlevlerinin yaşatıldığını düşündürtmektedir.

 

pilvenkliKutsal emanetler ile ilgili uygulamaların bir bölümünün de takvimsel uygulamalar ile gündeme geldiği anlaşılmaktadır. ‘12 İmamlar’, ‘Hızır Orucu’, ‘yıl dönümü/bahar başlangıcı’ gibi önemli takvimsel süreçlerde düzenlenen cem törenlerinde ve yine yılın bu zamanlarında taliplerce emanetlere yönelik gerçekleştirilen ziyaretlerde, benzer uygulamaların gerçekleştirildiği öğrenilmiştir. Özetle, kutsal emanetler, gündelik yaşam kültürünün dinsel algıya yaslanan tüm biçimlerinde, yereldeki Alevilerce ve Sünnilerce etkinlikle yaşatılmaktadır.Kutsal emanetleri, kültik mekânları ve bunlarla ilgili olarak doğadaki bazı canlıları kişileştirme, özellikle yörede canlılıkla yaşatılagelen kültürel bir olgudur. Bu durumun benzer örnekleri ile Türkiye’nin birçok yerinde, özellikle de ‘Veli Kültleri’ içerisinde karşılaşılabilmektedir. Fakat Tunceli yöresinde görülen yaygınlık ve nesnelerdeki, mekânlardaki, canlılardaki çeşitlilik oldukça ilgiye değerdir. Pertek’teki Sünni yurttaşlarda da yörenin bu özgünlüğünün yansımaları canlılıkla gözlemlenebilmektedir. Şah Delil Berhican’ın emanetleri ve kendisi ile ilişkilendirilen bazı kutsal mekânlar, aynı derecede ve işlevsellikte dinsel öğeler olarak, ‘ziyaret’ kavramı içerisinde çoğu Sünni yurttaşın gündelik yaşamında yer almaktadır.

Alan çalışmamız süresince, varlıklarına tanıklık ettiğimiz Hıristiyan misyonerlerin dahi, yöredeki faaliyetlerini ‘ziyaret’ olgusu üzerine kuruyor olmaları da anlamlıdır. Bu durumu, tıpkı seyit aileleri dolayımıyla bölgeye yerleşen yeni dinselliğin eskinin canlılıkla yaşatılan öğelerini kendi içlerinde yeniden üreterek özgün senkretizm örnekleri sergilemesi gibi; günümüzde de yeni dini söylemlerin, yabancısı oldukları toplulukların kült öğelerini kendi içlerinde araçsallaştırmalarının yine özgün bir örneği olarak değerlendirmek mümkün görünmektedir.(85) Şah Delil Berhican ve çevresinde örülen değerler sistemi ile ilgili kısaca değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka önemli konu da yörede farklı etno-kültürel aidiyetler taşıyan insanların bu değerler sistemi etrafında, uzun yüzyıllar içerisinde inşa etmiş oldukları ortak kültürel örüntülerdir. Şah Delil Berxécan’ın kurduğu sosyodinsel örgütlenmenin ve benzerlerinin çoğunluğu oluşturması gibi esas bir belirleyenden kaynaklanan, fakat kültürleşmenin86 en özgün örneklerini sergileyen bu benzer kültürel örüntülerin ağırlık noktasını, özellikle de ziyaretler (kutsal mekânlar ve kutsal emanetler) dolayımı ile dinsel tutum ve davranışlar oluşturmaktadır. Pertek civarında bilhassa Şah Delil Berxécan’a ait kutsal emanetlerde ve yöredeki belirli kutsal mekânlarda gözlemlenen ritüellerde, Aleviliğin nerede başladığının ya da Sünniliğin nerelerde sonlandığının tanımını neredeyse imkânsızlaştıracak biçimler tespit edilebilmektedir.

 

----------------------------------------------------------------------------------------

 80-Alan çalışmamız süresi içerisinde bu birkaç sayfalık çeviriyi de çoğaltarak ilgimize sunan ve kendisi de aşiretin Seyit ailesi soyundan gelen bir kaynak kişinin, kitabın tam olarak çevril(e)memesinin nedenine ilişkin verdiği bilgilerden hareketle; zaman içerisinde emanetlerin ve dolayısı ile Şah Delil Berxécan’ın kutsiyetinin şahsında, sözlü kültürle süregiden inancın yüceliğine dair oluşturulan yeni bir söylemin güzel bir örneğinin daha inşa edilmiş olduğu kanısına varıyoruz. Buna göre; Arapça da bilen bu ‘profesörlerin’ kitabı çevirememeleri, mevcut inancın (Aleviliğin) somutlaşan örneğinin (kitabın) ‘kimsenin kolay kolay anlayamayacağı’ raddede yüceliğine işaret ettiği düşünülmekte ve ısrarla vurgulanmaktadır.

 81-www.alevibektasi.org (içerisinde), Ali Yaman, Anadolu Aleviliğinde Ocak Sistemi ve Dedelik Kurumu. Ek bilgiler olarak; bu kapsamlı çalışma içerisinde, Şah Delil Berxécan’a ait kısa bölümde, söylencesinin bir başka versiyonu ile de karşılaşılmaktadır. Bu versiyona göre, Şah, müritleri ile birlikte yediği kuzuyu yeniden diriltmekte ve ‘kuzuyu dirilten şeyh’ anlamına gelen lakabını da böylelikle almaktadır. Bu durumda, kerametin sadece kendi çevresini etkilemeye yönelik olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bir başka çalışma vesilesi ile ilgili köye gitmek isteyen Ali Yaman ve diğer bazı araştırmacıların güvenlik güçlerince gerek can güvenlikleri gerekse köyün boşaltılmış olması gibi nedenlerce engellendikleri de bahsi geçen başka bazı bilgilerdendir.

82-Mühür ile ilgili yapılacak bilimsel çalışmaların ardından, mührün izlerini Türkiye ve çevresindeki diğer ülkelerin arşivlerinde, yukarıdaki aşiret isimleri çerçevesinde araştırmak, araştırıcılar için cezp edici bir fikir olabilir. Bu çalışmanın olası olumlu sonuçlarının, Aleviliğin tarihçesi bahsinde yeni kapılar aralayacağı ise kuşkusuzdur.

83-Belirtilmelidir ki, konuyla ilgili etnografik derlemeler yapmış araştırmacının elinde bu kabın fotoğrafları bulunmaktadır. Bu verilere göre, özel bir kutu ve bezlere sarılı olan tas altın değildir. Pirinç ya da benzeri bir maddeden yapılmıştır. İçinde ve dışında eski yazı ile yazılmış yazılar bulunmaktadır. bu yazıların bizleri hangi tarihsel durağa, hangi dinsel algılara götüreceğini de öğrenmek, şüphesiz ki büyük bir ayrıcalık olacaktır. Çoğu kült objesinde olduğu üzere, tas ile ilgili uygulamalarda da öne çıkan şey ‘temas’84 olgusudur. Dini seremoniler esnasında (çoğunlukla cem törenlerinde) ya da sadece bu emanete yönelik talip (Alevi) ve talip olmayanların (Sünni) ziyaretlerinde, seyitlerin refakatinde ve yönlendiriciliğinde tas ile temas eden suyun içilmesi suretiyle gerçekleştirilen ritüeller oldukça yaygındır:

 84-Etnolojik literatür içerisinde; insana, topluma ve doğaya ilişkin olayları istenen sonuçlar doğrultusunda, varolan gerçekliğin dışında -tasarıma dayalı doğaüstü güçler aracılığı ile değiştirmeye yönelik pratikler olarak da tanımlayabileceğimiz büyüsel işlemler içerisinde değerlendirilen ve ‘temas prensibi’ni esas alan uygulamalar üzerine görüşler, bu konudaki analizlerde sağlıklı başvuru kaynaklarıdırlar

85-19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında bölgede kapsamlı faaliyetler sürdürmüş misyonerlerin varlıklarını ve bölgeye ilişkin bırakmış oldukları yazınsal kaynakları hatırlamak (Bayrak, 1997), yerinde olacaktır. Öte yandan günümüzde benzer faaliyetlerin yürütücüleri ve taraftarları ile yapılacak çalışmalarda, aradan geçen uzun on yılların ardından, söylemlerini hangi tarihsel dayanaklar üzerine kurduklarını, geçmiş süreci nasıl değerlendirdiklerini ve güncel sosyal gerçeklik ile olan ilişkilerini

hangi etmenlerce ördüklerini karşılaştırmalı olarak ele almak şüphesiz daha faydalı olacaktır. Yörede yaşayan Alevi ve Sünni yurttaşların dinsel tutumlarında ve davranışlarında merkezi bir rol üstlenen ‘ziyaret’ kültlerinin, yeni dini söylemler içerisinde de canlı bir figür olarak karşımıza çıkması durumu; günümüzde sıklıkla kullanılan bir kavram olan ‘senkretizm’in kapsamı ve işlevsel özellikleri açısından, yeni tartışma başlıklarının canlı örnekleri olarak da düşünülebilir.

86 -Farklı kültürlerin çeşitli şekillerde temasları sonucunda, karşılıklı olarak alıp verdikleri kültürel öğelerin zamanla içselleştirilmesini işaret eden, Antropolojik kavram.

 

Yorumlar  

 
0 #5 DERSIMIZ MI?hakan 2012-04-10 21:42
Sevgili hemsehrim,Koo Sur,
Haklisiniz, genclerimizin gulunc durumda! Bende sahsen isimi gucumu birakip bir kac kelime yazip belki birseylere katki yaparim diye dusunuyorum.Biz Dersimlilerin cahil olma,saf olma luksumuz yok.Soykirima ugramis bir halkiz(Ermenile r gibi).Bunu Ermeniler hesapliyamadila r(Fedaileri bir sey yapamadilar).Biz ise farkina vardik,gittik fedailer gibi Ruslarla savastik,silahl arimizi teslim ettik ama adamlar acimadilar bize.Once kim oldugumuzu,sonr a dostumuzu-dusmanimizi bilelim.Bizim yolumuz HAK ve GERCEK yoludur, HALK yoludur.Mazlumun sigindigi,Zalim in sefer ustune sefer yaptigi DERSIM yoludur,baht yoludur...Once kendi ulkemizde(kurt ve ermeni) sonra dunyadaki(ornek ler cok) mazlumlarin yaninda olmaliyiz...
Alıntı
 
 
0 #4 Dersim bir birdir!Koo Sur 2012-04-09 15:00
Dersim bir birdirö bir bütündür. Dersim Kırdaşki ve Dımılki konuşan iki kesimiylen, ve kendi Ermeni kökeninden geldiğini kabul eden kesimlerle hep birlikte et ve kemik gibidir. Kırdaşki konuşanların annesi genelliklen hep Zazaca (Dimilice) kesimden olmuştur. Dımılki (Zazaki) konuşanların da annesi, gelini Zazaca konuşan kesimden olmuştur. Çevrenize sorun ve öğrenin. 1970 yıllarda indiğimizde Dersim-de identite sorunu yoktu. Her kesim hep beraber bir halktı, her iki kesim bu iki dili bilirdi. Benim ailemde de öğleydi. Kendini katiyen Kürt görmezlerdi. Ve bizleri Dersim dışına çıktığımızda Kürtlerden uyarırlardı. Leyê Qurê Merdın/mardin meso, cıra düri bımane derlerdi! Palu Zazalarına da 'DEREZA/DEDZA' derlerdi, yani anlamı amca oğlu, yeğen demek. Kendilerine Kırmanc/Kurmanc derlerken bunu Kürt anlamında kullanmazlardı. Kürtler kendi iki dilinde Qur derlerdi, Khur derlerdi. Ve Kürtlerin kendilerine KIRMANC/KURMANC dedıklerini bilmezlerdi!
Dersim tarihde bir birdi, bir bütündü!
Alıntı
 
 
0 #3 Her şey Ermenice değıl!Koo Sur 2012-04-09 13:38
Ermenice sandığın bu isimlerin çoğu Ermenice değil! Her şey Türkçe değil, Kürtçe değil? İsim Ermenice olabilir, Yunanca (eski Grekce olabilir), Zazaca, Hittice ve Latince olabilir. İyi ki bu isimler halen kullanılıyor. Avrupa ülkelerinde bu tür eski isimleri silmiyorlar, bunlarlan gurur duyuyorlar, köyünün ve şehrin ne kadar eski olduğunu bu eski uygarlık isimleriylen vurgulamak istiyorlar! Anadolunun isimlerinin 100% hep eskidir. Türkçeleştirmes i çok yenidir (son 70-80 yıldır). Pilvank-ın anlamı (Büyük Vank), pil Zazacada büyük demek. 'Vank' Ermenice de manastır anlamına geliyor. Vank/Vanku aynı zamanda Zazaca da (ağaçsız alan demek ağacsız yamaç demek), hardo vank. Dodt/todt ve vank hemen hemen aynı anlama gelir. Tuncelili gencler son yıllarda Vank-ın Ermenice ve Zazaca anlamını bilmediklerinde n 'Vanka' banka diyorlar. Vanka, burası Ermeni bankasıymış diyorlar. Bundan gülünç bir değişme olur mu? Kendine yabancılşma ne kadar kötü!
Alıntı
 
 
0 #2 pilvankhakan 2012-04-08 01:08
Kim ne derse desin bana oyle geliyorki asiretimizin kokeni Ermeni! neden derseniz? lutfen su sorulara cevap bulmaya calisin!1.Seyh berxecan "tek kisi" ? ermeni veya hiristiyanlarin yogunlukta oldugu yukari pilvenki dondurmuste olsa kerametleriyle, mucizeleriyle,b u onlarin ermeni kokenini yok etmez ?2.Berxecan kurtcemi zazacami konusuyordu ? 3.Asagi pilvenke goc edildiginde neden cabucak zazacayi birakipta kurtce konusmaya basladilar?4.Neden asagi pilvenkin hemen butun koylerinin adi ermenice,Rumkix ,Vascovan,Poxat eris,Margig,ege r bu koylerin halki 1915 soykiriminda yok oldularsa,tenci re gittilerse,nede n bizimkiler bu adlari degistirmediler ? ne olursa olsun,ermeni kurt veya zaza,biz genede DERSIM liyiz.
Alıntı
 
 
+1 #1 RE: Pilvenk Aşireti-Berxecan Ocağı-3sores 2012-02-17 20:00
Dedeagac bir zaza köyüdür... pertekli pilvenkler bu köyden perteke göc ettini diyorlar... Pertekli pilvenkler zamanla zazacayi unutmuslar malesef
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

Mesut Oğuzhan Öylek / Zaza Sempozyumu
Mesut Oğuzhan Öylek /   ...

Yazarlardan

FATOSA KHEKÊ BOLÊ KHIRTİ ŞİYE HEQİYA XO.
Mehmet Gülmez/ FATOSA KHEKÊ...
TBMM-İHK Dersim Ziyareti ve Tepkiler Üzerine
Av-Cihan Söylemez/   İNSA...

Basında Dersim

Soner Yalcin’dan, Dersim Dersleri
Basında/ Soner Yalcin’dan,...
1 Mayıs için meydanlara!
Haber/ 1 Mayıs için meydanl...