R.Aydın/ Dersimin Ruhunu Özgürleştirme

rmaydin02Remzi AYDIN/

DERSİMİN RUHUNU ÖZGÜRLEŞTİRME....

"...Hani diyorum üst üste eteklikler giyseler, akşamlar ateş yakılsa ve ateşe sırt dönülmese, yine tanrının çocuğu olarak kabul edilse, ağızlar tülbentle kapatılsa bir damla tükürüğün ateşi kirletilmesinden korkulsa,…"

---------------------------------------------

DERSİMİN RUHUNU ÖZGÜRLEŞTİRME....


Düşler ve insan, düşlerin sınırı ve insanın vizyonu arasındaki bağıntı! Her şeye elbise giydirmeyi severiz, kendimize,etrafımızdakilere, nesneler vs vs. İlla sınırları olmalı, belirli bir hacme sığmalı, önü ve arkası belirlenmeli! Aslında bu sınırlar; bizim farkında olmadan kendimiz için oluşturduğumuz bir hücredir. Peki düşler! Düşlerimize neden elbise giydiririz? Neden düşlerimiz realitemizle paralel olmak zorunda? Çünkü vizyonumuzun sınırı vardır, belirli sınırlar arasına hapsedilmiştir.Vücuduma, kişiliğime, şeklime, inancıma, ırkıma bir sınır belirleyebilirsiniz ama düşlerime sınır çizmenize izin vermeyeceğim. Hep olmazı, en olmazı istemeye devam edeceğim. Hamile bir kadın gibi zemheri ayında sizden hiç olmadık sebzeyi, meyveyi isteyeceğim. Çünkü düşlerime hamileyim… Güzel bir geleceğe,birbirimizi kucaklayacağımız günlere gebeyim. Söylesenize, birbirimize bile böylesine düşmanca yaklaşırsak, nasıl başkalarını kucaklayacağız? Nasıl Bahtımıza sığınan insanları milliyetine, inancına, diline göre sınıflandırmadan hepsine kucağımızı açacağız? Nasıl haksızlığa uğrayan tüm Dünya Halklarını kendimizdenmiş gibi kabulleneceğiz? “Bebexten” olmaktan nasıl kurtulacağız?

rmaydin03Geceleri başıma yastığa koyarken nenemin anlattığı masal kahramanlarını çağıracağım ve düşlerimde onlarla sohbet edeceğim, dokunacağım, seveceğim, korkacağım. Kocaman siyah yılanlar olacak yine rüyamda ve ben onların bana sarılışını korkmadan yaşayacağım, ya da haykırarak uyanacağım ve yanımdaki insanın ruhuna sarılacağım, o yılan gibi…Dedim ya hepinizin ezberini bozacağım, hatta sistemlerin ve çizilmiş sınırların ezberini bozacağım!

Mile Xori, Mirz, Dilo Sül, Sey Rıza, Alişer, Yivizê Sey Khali, îsmê, Bawa Duzgi, Munzur ve diğerlerini göreceğim yine, onlarla sohbet edeceğim dağların en yücesinde. Sonra kendime sarılacağım, kendi tenimi okşayacağım ve hatta kendimle sevişeceğim, sessizliğimin çığlıklarını kanat edeceğim düşlerime. “Buyere Gölü”nden bembeyaz bir at çıkacak, damlalar yelelerinden dökülürken, kartallar ve güvercinler aynı anda havalanacak, birlikte semah dönecekler. Kurt ile kuzu yine Haydar’ın merasında birlikte otlayacaklar, kayalar parçalanacak, Munzur içine girecek ve süt gibi kültür fışkıracak oradan. Olmayacağa gebeyim, o nedenle olmayacakları isteyeceğim sizden, zemherinin en soğuk en karanlıkanında, güneşi isteyeceğim sizden.

Hani diyorum düş kurmaya başlamışken, düşlerimde birde okul olsa, hani yazları çocuklarımızın gidip kendi dilleri ve felsefeleri ile kucaklaşabilecekleri bir yuva. Bilim insanları, sanatçılar, yazarlar ve tüm aydınlar orada misafirimiz olsa ve bu süreçte yüreklerindeki güzellikleri o çocuklara aktarsa. Çocuklar orada ağaç dikse, burası bir ormana dönüşse, hayvanlarla ilgilenseler, kendi sütlerini, buğdaylarını, ihtiyaçlarını karşılasalar, hem bedenlerini hem de bu öğretilerle, ruhlarını doyursalar. Yaşlılarımız huzur evi köşelerinde sürüneceğine, son günlerini acı ve özlemle geçireceğine kendi topraklarında tamda bu okullarda yaşasa, her sabah kalkıp güneşe elini açsa, toprağı kucaklayıp yüzüne sürse, geceleri ellerini aya açıp dua etse…

Babiko (şir), Haşıl, Qawut vs vs vs yemekler yapsalar ve bunların yapılışını genç kuşaklara aktarsalar, sadece kendi dillerini konuşsalar…

Hani diyorum, kafalarında yine gümüş paraların şen şakrak sesi etrafa yayılsa, mavi dövmeler arasında insanın ruhu gezinse, kartal-yılan fark etmez ellerinin üzerinde desen desen dövmeler olsa. Rengârenk kuşakları ve onlardan sallanan rüzgârda raks eden püsküller olsa. Hani diyorum üst üste eteklikler giyseler, akşamlar ateş yakılsa ve ateşe sırt dönülmese, yine tanrının çocuğu olarak kabul edilse, ağızlar tülbentle kapatılsa bir damla tükürüğün ateşi kirletilmesinden korkulsa, suya, havaya,toprağa yine Dewres denilse ve bu Dewresler yüreğimizde semah tutsa…

Ateşin karşısında yalansız, iftirasız, küfürsüz sıcacık masallar anlatılsa, çocukların göz kapakları kapansa ve bir insan kucağında yatağına taşınsa, masalın adüşlerinde devam etse. Hem çocuklarımız yani aslında atalarımız kurtulsa hem deyaşlılarımız yani çocuklarımız kendi topraklarında “sürgünsüz” bedenlerini gölgelerinden mahrum etmeden sonsuzluğa uğurlansa.

Bu gün de düşlerime kimse kilit vuramayacak, bunlar benim düşlerim ve kim bilir bir gün gerçekleşir. Belki de ilk tohumu bir fotoğraf sergisi ile gerçekleştireceğim ve o tohumdan binlerce yıllık çınarlar üreteceğim. Sizce hayal mi, hiç mi gerçekleşmez?

 

Dersimli olmak, Dersimi anlamaktan geçer, anlamak dediysem öyle klamlar söylemekle, üçbeş kadeh atıp mangalda kül bırakmamakla değil, Dersim inancı-kültürü-dili-felsefesi-doğası-coğrafyası ve insanı için bir şeyler yapmak, kendine acımaktan ve bahtına kızmaktan vazgeçerek, gerçekten bir şeyler yapmak… Herhangi bir ırka, ideolojiye,aşirete, bölgeye, sembollere takılmaktan, kendini şekillerden ve sembollerden soyutlayarak Dersim elbisesi giymekten bahsediyorum ben.

“Ben Dersim için çok şey yapıyorum, kendimce uğraşıyorum”, hatta “en hakiki Dersimli benim”söylemlerinden uzaklaşarak, “bu deryada bir damlada ben olacağımdan”bahsediyorum. Kırmanciki dilini bildiği için kendini dil bilimci ilan etmeden,üç beş klam söylediği için en hakiki Dersimli havalarından vazgeçmekten,reklamı bırakarak “bu acı ile yoğrulmuş pastadan; ballı bir dilim alacağım”havalarını bir kenara bırakmaktan bahsediyorum. Bilmenin o tuzak dolu “renkli büyüsünden kurtulup ve bilmemeyi kendine rehber edip, bu yola birlikte çıkmaktan” bahsediyorum. Bilmek; insanı körelten ve tek düzeliğe iten,hataların en önemli etkeni, büyülü sözcüğü. Bilmek, bilinmeyeni bulmayı engelleyen, kaprisli olgu, at gözlüklü bakış...

Onun içindir ki; dil ile ilgili öğrenmek istediğim şeyi mümkünse bir yaşlıya danışırım. Arapçayı, Farsçayı, Türkçeyi,Kürtçeyi, ekleri-kökleri tanımayan insan, benim için daha öğretici. Çünkü kafasında bir şablon yok, olduğu gibi sözcüğü ortaya koyuyor ve o sözcüğü kalıplar arasında boğarak, ölü bir halde benim dimağıma göndermiyor. Son derece saf, berrak, onur ve kibirden uzak, bilgiçlik taslamayı tanımayan, popülarite kazanma hırsını bilmeyen insanlardan, kaynağın kökünden içmek istiyorum bu suyu. Onun için bu okulda dili yaşlıların öğretmesini isterdim, tıpkı kültürü ve inançsal ritüeli öğretmeleri gibi. Böylelikle yeni nesil de bilmenin; o tuzaklı ve kötü büyüsünden kendini soyutlamış olacak.

Yaşlılar Gağan’a başka bir isim vermez, Howtemal’e Newroz demez, Hz Ali doğmuş demez, bu ritüeli bildiği ve öğrendiği şekliyle yaşar ve yaşatır. İlla her hareketi ve ritüeli bir siyasi yapının kuyruğuna iliştirerek, onu kirletmez, Jiyarelerden, Pirlerden, Bawalardan, Xızırdan korkar. Efendilerden, örgüt liderlerinden, derneklerin o şaşaalı koltuklarından, kimliğinin önünde ve arkasındaki takıdan değil; bir taştan, kuru bir ağaçtan, gölden, dağdan, sudan, kuştan,yılandan, kısacası doğadan etkilenir ve saygı duyar. Ve bu okullarda uygun zamanlarda; kendi kültürü, dili, inancı ve yaşam tarzıyla yetişen çocukların dersim ruhunu çok daha ileriye taşıyacaklarına inanıyorum.  Ve benim düşlerimde; Dersimin birkaç yerinde bu okullar kuruluyor ve sanatçılar, aydınlar, yaşlılar, çocuklar, doğa ve kültür el ele vererek Dersim ruhunun kurtuluşuna yardımcı oluyor. Karanlık bir gecede farklı dağlarda yanmış kocaman ateş gibi her biri, Dersim aydınlanıyor… Olmazmı sizce? Böyle okullar dersimde kurulmaz mı? Tüm Dersim insanı bir araya gelse Tarikat okullarının yüzde birini gerçekleştiremez mi? Bu kadar mı ruhundan uzaklaştı, Dersimli olmak bu kadar mı dillerine vurdu ve eylemlerinden uzaklaşıp gitti.

Tanıdığım onlarca öğretmen, severek bu okulda görev alır. Yurt dışından ve metropollerden buraya gelecek olan öğrencilerin etütler aracılığı ile derslerine katkıda bulunabilir. Doğayı tanıyabilmek, okuyabilmek, doğa ile insan arasındaki gözükmeyen ama kadim sözleşmeye sadık kalabilmek çocukların öğrenebileceği birikimler olabilir. Yine her çocuğun dikeceği üç beş ceviz ağacı, kiraz yada farklı meyve ağaçları beş yıl içinde üretime katılarak bu okula ekonomik katkı sağlayabilir, hatta dışarıdan desteğe gerek kalmadan okul kendini yönetebilecek duruma gelebilir. Çocukların ebeveynleri için yan taraflarda küçük konutlar yapılarak, Dersimi tanıma, endemik ve coğrafi yapısını inceleme, jiyareleri ziyaret edebilme olanakları tanınabilir. Yine bu bölgede tamamıyla organik üretim ile (çocukların emeği ile) buğday, fasulye ve diğer mahsuller üretilebilir, bunlarda okulun yıllık yiyeceğini karşılayabilir. Kurban kesmek isteyen kişilerin kurban parasını bağışlayarak, bu okulun yıllık et tüketimi, yada ekonomik desteği ve hatta hayvancılığına katkı sunulabilir. Her tarafı jiyarelerle korunan bu kutsal coğrafyaya (duygusal yanım) yeniden entegre olmak o kadar zor değil, Yeterki Dersimliler bu konuda birlikte hareket edebilsin. Kendi dillerinde; cem, niyaz, duaz imamlarve deyişler öğrenen çocukların, doğayı ve hümanist felsefeyi daha iyi kavrayacağını ve bu kavrayışla kendilerine açılan kapıyı keşfederek, güçlü bir insan olarak yaşama akacağına inanıyorum. Avrupa birliğinin ve diğer kurumların bu konularda destekler sunduğunu biliyorum, Yeterki örgütlü güçlerimizi, DEDEF,ALEVİ FEDERASYONU vb bu konuda harekete geçirebilelim, inanın çok zorolmadığını göreceğiz, Yeterki buna inanalım, düşlerimize sınır koymadan,vizyonumuzu sınırsız tutarak bunu isteyelim.

rmaydin01Oysa enerjilerimizi ne kadarda boş işlere harcadık, birbirimizi hırpaladık, öbürü ve ben kavramları arasında nasıl da kirletildik,özümüzden uzaklaştık. Gençlerimizi cezaevlerinde çürüttük, binlerce gencimiz öldürüldü, neyin peşinden gittiklerinin farkında olamadan yaşamdan akıp gittiler, onlar için, kendimiz için ve geleceğimiz için bir şeyler yapalım, busefer kendimiz için yapalım. Madem örgütlerin içinde Dünyayı kurtaramadık,istediğimiz sistemi getiremedik ve tüm mücadelelere rağmen sürekli gericilerin güçlenmesini engelleyemedik, bu sefer farklı bir metot uygulayalım. Güçlü bireylerden güçlü bir toplum yaratmaya çalışalım. Kendini tanıyan, kendine ulaşan, doğayı okuyabilen, hayvanlarla dost olabilen, suyun-ateşin-toprağın-havanın kardeşliğini ve canlılığını kabul eden insanlar yetiştirelim, tıpkı eskiden olduğu gibi. Dudaklarımız taşı, suyu, toprağı, ağacı, mezar taşını, kutsal mekanı ve dostun omzunu öperek niyaz etsin, kucaklaşalım kendimizle, doğayla ve insanlarla.

Dede, Raewer,Pir, Bawa olduğunu söyleyenler bile; arap-kürt-türk-farsi-Şii-caferi-müslüman, son zamanlarda da Ermeni kimlikleri ve inancı ile kendi kimlik ve inancını boğmakta, belki daha da kötüsü ne yaptığını bilmeden bunu yapmakta. Hümanizm ve Doğa, ya da Doğa Tanrı ve İnsan Tanrı kavramlarından uzaklaşılmakta, ben Kızılbaşlığı tanıdığıma inanıyorum ve inanın daha da mükemmel bir felsefe (duygusal yanım)tanımıyorum. Yine de şunu söylemeliyim, Herkesin inancı kendine, benim tanrım bana,sizin ki size, siz benimkine müdahale etmeyin, ben sizinkine müdahale etmeyeyim(diyeceğim ama bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenemedik, bilmiyoruz. Atalarımız ruhumuza böyle bir tohum ekmedi, kimseyi inancından dolayı yakmadık, horgörmedik, küfretmedik, iftira atmadık, saygısızlık yapmadık, inancımıza davet etmedik…)

Kendimize dönme zamanımız gelmedi mi sizce? Yoksa bu okullar; benim düşüm olarak benle birlikte yapılaşmadan ölecek mi? Tıpkı 38’ de henüz doğamadan, süngüler tarafından öldürülen bebekler gibi…

 

Remzi AYDIN

--------------

Not: Fotoğraflar Remzi Aydın'a ait

 

Yorumlar  

 
0 #8 RE: R.Aydın/ Dersimin Ruhunu Özgürleştirmeremzi aydın 2012-02-06 20:51
Sevgili Ender, daha detaylı olarak düşüncelerimi mailinize yollayacağım. Duyarlılığın için teşekkür ederim, iyiki varsınız... sevgiler
Alıntı
 
 
+2 #7 notender coban 2012-01-29 11:47
merhaba,sevgili aydin,asagiya msn adresimi yaziyorum sizinle birebir konu hakkinda sohbet etmek isterim.zira yillardir dersimde bir sant köyü kurma rüyasini tasiyorum.görüyorumki ayni rüyayi taisyoruz ve bende rüyamla birlikte göcüp gitmedem onu paratik kilma
Alıntı
 
 
+2 #6 Tasavvuf ilmi..şixesen 2012-01-25 01:33
Vahdet-i Vücut ve Vahdet-i mevcut var Alevi inancında.Vahdet-i Vücut,insan Tanrı birliğidir.Vahdet-i Mevcut,insan dışındaki varlıkların Tanrı birliğidir.Tabi sonuçta "Varlığın birliği" var.Yani ikilik ,düalizm yok.Yaratan yaratılan yok.Tek bir varlık var.Her şey o varlığın görüntüsüdür ve dışavurumudur.Güzel bir çiçek Tanrının ,çiçek şeklindeki bir görüntüsüdür,on dan güzeldir.Çünkü Tanrının bir zerresidir.
Alıntı
 
 
+4 #5 RE: R.Aydın/ Dersimin Ruhunu Özgürleştirmeremzi aydın 2012-01-17 20:46
Kızılbaşlık insanın Tanrı ile aynı anda yaratıldığını, aslında bu başlangıcın tanrısal bir başlangıç olduğunu kabul eder. (Enerjinin kendi kabına sığmayarak şekil değiştirişi, bu şekille tüm evrenin oluşu) Tanrı ve evren (tüm varlıklar) aynı olgudur. Ve yine Kızılbaşlar insanı Tanrı ile tanımayı ya da tam tersi Tanrıyı insan ile tanımayı merkez kabul eder. Yinede sonuç olarak, bu tanımlamaya bile sığamayacağını söyler. Maddesel şekil, semboller, renk, dil, din, ırk, nesnel özellikler sadece zahiridir, yanıltıcı görüntülerdir. Bu görüntülere takılı kalmak, Kızılbaşlığı ıska geçmek demektir, o nedenle Kızılbaşlığı nesnel özelliklere sıkıştırmak büyük yanılgıdır, çünkü o felsefe; nesnelliğin ötesinde Batıni içindedir.
Mende sığar iki cahan, men bu cahâna sığmazam,
Gövher-i lâmekan menem, kövn ü mekâna sığmazam.
İki cihan (dünya ve ahiret) benim içime sığar, ancak ben bu dünyaya sığmam. Mekan dışı olma cevheri benim, ancak yine de varlığa ve mekana sığmam.
Alıntı
 
 
+5 #4 RE: R.Aydın/ Dersimin Ruhunu Özgürleştirmeremzi aydın 2012-01-17 20:45
Sevgili Kırmanc ve Şıxesen, teşekkür ederim... Söyleyecek söz bulamıyorum sözleriniz üstüne, ama yinede Kızılbaşlığın iki özelliğini, yani dersim inancının bir kıvılcımını paylaşmak istiyorum. (Nesimi) Gerçekten bir derya içindeyiz ama susuzluktan kırılacağız, bu çok acı....
Kövn ü mekandır âyetim zâti durur idayetim,
Sen bu nişanla bil meni, bil ki, nîşâne sığmazam.
(Bütün varlıklar ve mekân benim delilimdir. Başlangıcım varlık sahibi olan Zat'la başlar.
Sen beni bu işaretle tanı (Tanrıyla), ama ben bu işarete de (Tanrıya da) sığmam. )
Alıntı
 
 
+7 #3 Harika bir yaziKirmanc 2012-01-16 03:01
"Hamile bir kadın gibi zemheri ayında sizden hiç olmadık sebzeyi, meyveyi isteyeceğim."

Bugün Dersimin Kirmanciyê'sinin karsi karsiya bulundugu aci gerçegi ve bundan kurtulusun sirri bu cümlenin içinde yatiyor.
Mükemmel ötesi! OKurken, utandim, gülümsedim, umutlandim, kaybolan inancimi buldum.
Yüreginize, kaleminize saglik
Alıntı
 
 
+7 #2 Yalnızca Ruhunu mu?şixesen 2012-01-14 01:41
Sayın Aydın,yalnızca Dersim'in ruhunu özgürleştirme yetmez!..Dersim'i her yönden özgürleştirmeli yiz.Siyasal,kültüre l,sosyal,inançs al,geleneksel vb.Daha doğrusu "Bağımsız Dersim Kimlik Örgütlenmesi" demek daha doğru olur.Niye başkalarının kuyruğuna takılyoruz ki..Kendimize özgü,özgün ,bağımsız bir zemin yaratmalıyız.Ünlü bir tarihçi şöyle der:"Tarihte Dersimliler ne Türklere ne de Kürtlere güvendiler.Dersimlilerin kendine özgü, özgür bir yaşamları vardı. Dersim bağımsız bir ada gibiydi. Kartal yuvasını andırıyordu"En çok esinlendiğim bir söylemdi.Sevinerek söyleyeyim ki Dersim bu yönde ilerliyor..
Alıntı
 
 
+10 #1 Musibet...şixesen 2012-01-12 23:10
Sayın Aydın ,Dersim'in o ölümsüz güzel yanlarına değinmişsiniz.Gerçekten yazınız çok güzel ve öğretici ya da uyarıcı..Ben Dersim halkını çok seviyorum.Çünkü temiz mi temiz...Ama ya okuyanları,hele hele ideolokları insanı öldürür.Süreç içinde iki yanlışımız var.Sol'u öğrenmeden solcu olduk!..Ama rezalet..Fraksiyonlar,gu ruplar,birbiriy le çatışmalar...Tabi ağır darbeler yedik...Tam bu felaketi atlattık derken ikinci bir felaket geldi..Etnik bir Kürt milliyetçiliği..Hiç unutmuyorum bana bir gün Palulu bir arkadaş şöyle dedi:Eğer bana Zazaca dili yerine Kürtçe öğretilirse, dayatılırsa ben bu özgürlüğü ne yapayım?. İşte bu ideolojiler gerçekten toplumda huzur da bırakmadı.O yüzden halkımız temiz ve masum bir güzelliğin içinde duruyor.Çünkü bu pisliklere bulaşmadı.Güzel değerlerini yaşatıyor.Bazen düşünüyorumda bu musibetler mi aklımızı başımıza getirdi?
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

Mesut Oğuzhan Öylek / Zaza Sempozyumu
Mesut Oğuzhan Öylek /   ...

Yazarlardan

FATOSA KHEKÊ BOLÊ KHIRTİ ŞİYE HEQİYA XO.
Mehmet Gülmez/ FATOSA KHEKÊ...
TBMM-İHK Dersim Ziyareti ve Tepkiler Üzerine
Av-Cihan Söylemez/   İNSA...

Basında Dersim

Soner Yalcin’dan, Dersim Dersleri
Basında/ Soner Yalcin’dan,...
1 Mayıs için meydanlara!
Haber/ 1 Mayıs için meydanl...