Mantık Felsefesi ve Politika

felsefe_tarihi_sokratesYayın Servisi/

Mantık Felsefesi ve Politika


Politika günümüzde pek çok kimsenin imtinâ ettiği bir etkinlik, politika sözcüğü de negatif semantik kategoride bir sözcük.

Günümüzde politikacılık artık neredeyse ahlâksızlıkla bir ve aynı tutuluyor, böyle bir tablo karşısında politikayla ilgilenmek de çok büyük fedâkârlıklar istiyor. Öte yandan politika ile mantık ve Mantık arasındaki ilişkilere bakmak bize şu gerçekleri apaçık bir biçimde gösteriyor:

*
Birincileyin politikanın neliğine bakmak gerekirse: politika sözcüğü polis sözcüğünden gelir; imdi Eski Yunancada polis sözcüğü şehir anlamında. Bu sözcük zamanla politikhosa dönüşür, bu sözcüğün anlamı ise: aynı şehirde yaşayan insan topluluğunun tamâmına ilişkin olan. Politikhos sözcüğünü Platon ile Aristoteles politeia hâline dönüştürür ve bu sözcüğe kent-devleti anlamını yüklerler. Zamanla politeia sözcüğü de birtakım ses değişikliklerine uğrar ve politike, politica ve politika hâline gelir. Ne var ki politika sözcüğü günlük hayatta ve siyâsetbilimciler tarafından iki farklı anlamda kullanılır, bunlar: siyâsî mekanizmaları elde etmeye yönelik eylemler bütünü ve belirli bir siyâsî mekanizmanın temel yönelimleri. Öte yandan geniş halk kitleleri ise politika sözcüğüne insanları iknâ etme sanatı olduğu yollu bir içerik de yükleyebiliyor.

Şİmdi şu aykırılıklara şöyle bir bakalım: kimi politikacılar bâzı politikacıları mantıksız olmakla suçlarken bu politikacılar da onları mantığa dâvet ediyor. Kimi politikacılar bâzı politikacılara “mantık dersi”(!?) verirken(!?), bu politikacılar da onların “mantığından şikâyet ediyor”(!?). Kimi politikacılar söylemlerini mantıksal yolla(!?) gerekçelendirmeye çalışırken, bâzı politikacılar da yine mantıksal yolla(!?) onların gerekçelendirmelerinin altını oyuyor. İmdi bana sorarsanız bu aykırılıkların temelinde (de) önermeler ile eksik önermeler arasında herhangi bir ayrım yapılmaması ve eksik önermeleri de mantık işlemlerine tâbi tutma sayıltısı var. Nitekim politikacıların kullandığı önermelerden pek azı önermedir ve eksik önermelerle oluşturdukları söylemlerde perspektifî yargılar çoğunluktadır. Hattâ politika sözcüğünün negatif semantik kategoride olmasının ardında da en temelde politika alanında önermelerle iş yapılmamasına duyulan bir tepki vardır. İmdi politikacıların kullandığı eksik önermelerde mantık sözcüğü pozitif semantik kategoride bir sözcük olmasından dolayı belirli bir meşrulaştırma silâhı olarak kullanılıyor. Bu eksik önermelerin semantik kategorilerini incelediğimizde de bu deyilerin anlamlarının şunlar olduğunu görüyoruz: mantıksız olmak: uygulanabilirliği ve/veya geçerliliği bulunmayan görüşler savunmak, mantığa dâvet etmek: uygulanabilirliği ve/veya geçerliliği bulunan görüşler savunmaya dâvet etmek ve mantık dersi vermek: uygulanabilirliği ve/veya geçerliliği bulunmayan görüşler ile diğerleri arasındaki farkları ortaya koymak. İmdi bu gibi kullanımlarda mantık sözcük tipinin bağlam bildiren semantik kategorisinde bâzı zorlamalar yapılıyor.

*
Şimdi politika ile Mantık arasındaki ilişkiyi de daha yakından incelemek gerekirse: şu örnek üzerinden gidelim: Ö1: “Gelir dağılımınki adâletsizlik sosyâl alanlarda da adâletsizlik doğurmaktadır” ve Ö2: “Türkiye’de 1980-2000 yılları îtîbârîyle gelir dağılımında adâletsizlik vardır” olmak üzere iki önermemiz olsun. İmdi Ö1 önermesi hipotetik, Ö2 önermesi ise saptayıcı bir yargıdır. Bu iki önermeden şöyle bir çıkarım yapalım ve şöyle bir vargıya ulaşalım: Ö3: “O hâlde Türkiye’de 1980-2000 yılları îtîbârîyle sosyâl alanlarda adâletsizlik vardır” şimdi bu çıkarım mantık kurallarına uygun bir çıkarımdır ve bir politikacı Ö3 önermesini bu çıkarımı tersten kurarak gerekçelendirebilir. Dolayısıyla bu gerekçelendirme de mantık işlemlerine dayanır ve politikada Mantık aracılığıyla bu gibi gerekçelendirmeler (de) yapılır.

Ne var ki tüm gerekçelendirmeler bu türlü değil: şimdi bir de şu örnek üzerinden gidelim: Ö1: “Vergilerimiz yüksektir” ve Ö2: “Yüksek vergiler vergi yolsuzluklarına yol açmaktadır” olmak üzere iki önermemiz olsun. İmdi Ö1 önermesi belirsiz, Ö2 önermesi ise perspektifî bir yargıdır. Bu iki önermeden de şöyle bir çıkarım yapalım ve şöyle bir vargıya ulaşalım: Ö3: “O hâlde vergileri azaltmamız gereklidir” İmdi bu çıkarım ise mantık kurallarının ötesinde bir çıkarımdır ve bir politikacı Ö3 önermesini bu çıkarımı tersten kurarak gerekçelendiremez. İşte politika alanında bu gibi gerekçelendirmelere de rastlanılabilmekte.

***

Aristoteles'in Politikası

Platon'un en parlak öğrencisi Aristotales İ.Ö. 384-348 tarihleri arasında yaşadı. Makedonyalı İskender'e hocalık etmesi nedeni ile, İskender'in ölümünden sonra başkaldıran Atina'lılarca dinsizlikle suçlanmış, ustasının ustası Sokrates gibi davranmayıp kurtuluşu kaçmakta bulmuş, ancak bir yıl sonra da ölmüştü.Yaratıcı Grek düşüncesinin son temsilcisi, uzun yıllar boyunca Avrupa düşünce hayatına en fazla etki yapan Yunan filozofuydu; Ortaçağ boyunca, Hristiyanlık inancı ile birleşen Aristo'cu görüşlerin otoritesi tartışılmazdı, ama ne yazık ki bu etkiler felsefenin ilerlemesine de ciddi bir engel teşkil ettiler. XVII. yüzyılın başlangıcından beri hemen her entellektüel ilerleme bir Aristotales öğretisine karşı girişilen saldırıyla başarıya ulaştı diyebiliriz..

İlk "akademik" filozof
Aristotales kendinden öncekilerden pek çok yönüyle ayrılır. Ne de olsa o, Akademiktir. İlk kez bir öğretici gibi yazan odur. Denemeleri sistematik, tartışmalı ve başlıklara bölünmüştür. Mesleği öğretmek olan kişidir o, esinlenmiş bir mesih değil. Yunan felsefesinin alışılmış Bakchus taşkınlıklarından iz taşımayan yapıtlar yazmıştır; eleştirel, özenli ve kuru..! Ayrıntılara inmekte ve eleştiride çok iyidir fakat temel açıklıktan ve yaratıcı ateşinden yoksun olduğu için büyük bir yapı kuramamıştır.

Yaşadığı çağın en büyük imparatorluğunu kuran öğrencisi Büyük İskender'i Aristo mu etkilemişti acaba, yoksa öğrencisinin isteklerine uygun bir felsefe mi üretmişti? Çünkü Aristotales felsefesinin temelinde siyaset vardır, ahlak sistemini de siyasetin bir dalı olarak görür, gururu över, monarşiyi en iyi, soylular yönetimini ise ikinci sırada sayar. Yalnızca yöneticiler ve soylular yüce ruhlu olabilir. Fakat sıradan yurttaşlar için bu olanaksızdır. Amaç iyi birey olmaktan çok iyi bir topluluksa, o, içinde boyun eğmenin yer aldığı bir topluluktur. Peki, yalnızca soyluların iyi, çoğunluğun iyi olamıyacağı bir düzeni ahlak açısından yeterli bulabilirmiyiz? Platon ve Aristo bu soruya evet diyorlar, daha sonra Nietzsche de uyuşuyor onlarla.

Ticaret konusundaki görüşleri önemlidir, üstelik bu görüşler ortaçağ boyunca siyasi sonuçlara yolaçmış ya da kilise tarafından haklılık kanıtı olarak kullanılmıştır. "Parakende satış varlık elde etmenin doğal bir parçası değildir. Doğal yol evin ve toprağın ustaca yönetilmesidir. Bu yolda elde edilen varlığın bir sınırı vardır, oysa ki ticaretle elde edilenin sınırı yoktur." Aristotales Platon'un ortak mülkiyetine karşı çıksa da, onun aşırı zenginlik ve yoksulluğun tehlikeleri hakkındaki tesbitini benimser. "Ticaretten elde edilen varlıktan haklı olarak nefret edilir. En kötüsü ise tefeciliktir." Doğal olarak, filozofların görüşleri, ilişkin oldukları sınıfların maddi çıkarlarıyla uyuşur. Grek filozofları ise toprak sahibi sınıfla yakından ilişkilidir. Bu nedenle faizi hoş karşılamazlar.

Ortaçağ filozoflarıysa kilise adamlarıdır ve Kilisenin servetinin kaynağı da yine topraktır. Ayrıca tefeciliğe karşı oluş Yahudiliğe karşı oluşla güçlenmiştir. Belki de bu nedenle, Aristocu görüşler hemen hemen hiçbir eleştiriye tabi tutulmadan kabul gördüler. Reformasyona gelindiğinde ise tüccar ve tefeci sermayesi genişlemişti, en ateşli protestanların çoğu aynı zamanda tefeci işadamlarıydılar, sonuç olarak Kalvinist hareket faizi yasaya uygun buldu, eski yasaklamaların zamana uymaması katolik klisesini de bu karara uymaya zorladı.

kandinsky-wassilydengePolitika "bilimi"
Aristotelesin Politika adlı betiği, zamanın eğitim görmüş Greklerinin düşüncelerini ve ortaçağların sonuna değin etki yapan pek çok ilkenin kaynaklarını sergilediği için ilginçtir. Bütün tartışma kent devletlerine ilişkindir ve bu devletlerin tarihe karışacağı konusunda bir öngörü yoktur. Devletin önemi -Platon'daki gibi- en yüksek topluluk türü olarak vurgulanır. Zaman sırasına göre önce aile gelir ama yapısı gereği devlet aileden üsttedir. Her biri bir aile olan küçük topluluklardan kurulu olduğu için, siyaset tartışması aileyle başlamalıdır. Çünkü gerek kadın-erkek, gerekse de efendi-köle ilişkileri aile kurumunda işler. Görüldüğü gibi, Aristotales iktidarı devletin her kademesine yaymıştır böylelikle.

Onun sisteminde de "iktidar her yerdedir". Aristoya göre "monarşi, aristokrasi ve ilkeli yönetim iyi; tiranlık, oligarşi ve demokrasi kötüdür. Bir iktidar değişikliğini önlemek için gereken üç koşul; eğitimde o günkü yönetimin propogandasını yapmak, en küçük ayrıntıda bile yasaya saygı, yasama ve yürütmede orantı esasına göre eşitlik ve herkesin kendi payından memnun kalmasıdır. "Elbette bu üç sav da hiyerarşik bir toplum anlayışından temellenmiştir ve ne yazık ki bugün için de geçerliliğini koruyorlar. Her ne kadar Aristotales'in yaşadığı dönemin terminolojinde olmasa bile, bu görüşlerlerin, devletin ideolojik aygıtlarına bir vurgu yaptığını da söyleyebiliriz.

Kısaca devlet hakkındaki diğer görüşlerini de sıralıyarak Aristotales'i bitirelim; "Yabancı devletleri ele geçirme işi devletin amacı olamaz ama yapısı gereği köle olanların egemenlik altına alınması için barbarlara karşı girişilecek savaş istisnadır. Savaş bir araçtır, amaç değil. Yalıtılmış durumda yaşayan, kimselerin ele geçiremiyeceği bir kent mutlu olabilir. Büyük kentler hiç de iyi yönetilemez. Çünkü büyük bir kalabalık düzene sokulamaz. Devletin alanı, yüksek bir tepeden gözlenecek ölçüde küçük tutulmalıdır. Geçimleri için çalışanlar yurttaşlığa alınmaz. El işleri ve ticaretle uğraşmıyacaktır yurttaşlar, böylesi erdeme karşı ve düşman bir yaşantıdır, boş zamana gereksindiklerinden ev işi de yapmazlar, köleleri vardır onların"...

 

Jarudiyar yayın servisi tarafından hazırlanmıştır,Kaynak:Kitap Gazetesi

 

Yorumlar  

 
0 #1 Peki bu dogrultuda H. Isik konusunda ne denebilir? 2011-11-10 11:04
Peki bu dogrultuda H. Isik konusunda ne denebilir?

Tuncelili politikaci, fikir adami ve aydin-yazar Haydar Isik in son basindan gecen olaylar hakkinda bu konu itibari ile ne soylersiniz. Bu bazda bir dusunceniz varmi?
Saygilar?
Yillarca Ozgur politikaya hizmet etmis bir yazarin bir pacavra gibi kenara itilmesi ni nasil yorumlarsiniz?
saygilar
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

Mesut Oğuzhan Öylek / Zaza Sempozyumu
Mesut Oğuzhan Öylek /   ...

Yazarlardan

FATOSA KHEKÊ BOLÊ KHIRTİ ŞİYE HEQİYA XO.
Mehmet Gülmez/ FATOSA KHEKÊ...
TBMM-İHK Dersim Ziyareti ve Tepkiler Üzerine
Av-Cihan Söylemez/   İNSA...

Basında Dersim

Soner Yalcin’dan, Dersim Dersleri
Basında/ Soner Yalcin’dan,...
1 Mayıs için meydanlara!
Haber/ 1 Mayıs için meydanl...