| Asla Yemezler, Yemeyiz… |
|
Asla yemezler, yemeyiz… Sayın Başbakan Recep Tayip Erdoğan, son Wikileaks belgelerinin açıklanmasından sonra her zamankinden daha hırçın, daha sert bir tavır içersinde… Partisiyle, partili – partisiz arkadaşlarıyla, karakteriyle, siyasi görüşleriyle ve de özellikle başbakanın mal varlığıyla ilgili açıklamalardan sonra konuşmaları daha yüksek perdeden yapıyor ve tehditlerinde eskiye oranla daha sert bir üslup kullanıyor.. Gözlenen o ki, adeta suçüstünde yakalanan suçlunun tepkilerine benziyor tavırları, sözleri… Bağırıyor, çağırıyor, küfrediyor, tehdit ediyor… Sayın Başbakan RTE, en büyük özelliği "Bankaların gizliliği" olan ve dünyanın en zenginlerinin paralarını vergi dairelerinden kaçırmak, nereden geldiği, nasıl kazanıldığı açıklanamadığı için gizleyip sakladıkları, sırdaş hesaplarla meşhur İsviçre Bankalarında "bir Allahın kuruşu parası" olmadığını söylüyor. Olduğu ispatlanırsa istifa edeceğini ilave ediyor.. Nasıl ispat edilebilsin ki? İsviçre bankalarında hesaplar ya sırdaş, ya gizli, ya da başka isimler adına açılmış olabilir.. Sanırım başbakan herkesi kendisine oy veren cemaat üyeleri gibi saf sanıyor? Oysa onlar Pensilvania'dan aldıkları talimatlara uyarak başbakana inanabilirler, her anlattığına kanabilirler. Ama herkesin bildiği ve toplumun önemli bir kesiminin kanmadığı gerçekler de olduğunu anımsatalım…. Sayın Başbakan'ın siyasi yasaklı, cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül'ün de Başbakan iken, RTE'nin siyasi yasağının kalkması için yapılan bir dizi görüşme sonucunda Siirt seçimlerinin iptal edilmesini, milletvekili yapılmasını ve dokunulmazlık zırhına kavuşarak nasıl Başbakan olduğunu da unutmadık ve iyi biliyoruz.. Sayın Başbakanın Türkiye'de sanki imam hatip veya normal devlet lisesi yokmuş gibi oğulları Burak ve Bilal ile kızları Sümeyye (Türkiye'deki üniversitelerden herhangi birini kazanamadığı için) ve Esra'ya Amerikalarda eğitim gördürdüğünü biliyoruz. Çocuklarının okul ve her türlü masraflarını karşılayan, bursları veren iyiliksever işadamı dostu Remzi Gür değil miydi? Bunu kendisi de böyle açıklamıştı. Ama diyelim ki, o yıllarda kızların türban sorunundan (asla bir sorun olmayan, ama siyasi bir malzeme olarak kullanmaya devam ettikleri) eğitimlerini Türkiye'de yapamadılar.. Eee, peki sayın başbakanın oğulları Burak ve Bilal neden Amerikada okudu? Türkiye'de imam hatiplere veya devlet okullarına gitmeleri ve öğrenim görmeleri için erkek öğrencilerin önünde de bir engel mi vardı bizim bilmediğimiz? Biz sayın Başbakanın 1991 yılındaki Körfez Savaşıyla ilgili olarak "bu savaş ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizminin dünyaya hakim kılmak için yaptığı bir savaştır" dediğini de; 2003 yılında ABD’nin Irak işgalinin ilk günlerinde “Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum” dediğini de biliyoruz. Bunları bilmek istemeyenler, duymak istemeyenler olabilir, ama biz biliyoruz.
Ha bu arada aklımıza takılmışken bir kez daha soralım. Zira toplumumuzun hafızasının oldukça zayıf olduğunu biliyoruz. Lütfen söylerler mi acaba, nasıl oldu da burslarla okuyan oğlu 96 metre uzunluğunda, 3 milyon dolar karşılığında küçücük–minicik bir gemi satın alabildi? Yoksa sayın başbakan "oğlumun düğünündeki paralarla gemicik aldığınıza" inanmamızı mı bekliyor? Ya da yüzlerce milyon dolarlık havuzlu villaları da düğün parasıyla mı aldılar? Belki inanan cemaat üyeleri olabilir… Onlar bu yalanlara kanabilir, bunları yiyebilirler, ama biz yemeyiz … Biz Başbakanın oğlu Bilal'in çürük raporu alıp askerlikten kaçtığı iddialarını da biliyoruz. Keşke oğlu "vicdani retçi" olduğu için gitmeseydi.. O zaman son derece anlamlı bulur ve hatta desteklerdik askerlik görevine gitmeyişini.. Ama uyduruk raporlarla olunca, açıklamalar içimize sinmeyince yemiyoruz işte. Yemeyiz. Artık internet çağındayız. Başbakan istediği kadar öğretmeni ve dersliği olmayan okullara (hangi yandaşlara peşkeş çekilerek ihaleler açıldığı da ilerde meydana çıkar elbette) bilgisayarlar döşetsinler. O bilgisayarları ve teknoloji kullanan, her şeyin şeffaflaşmasını isteyen, kapalı kapılar ardında gizli bir şeyler kalmasını istemeyen yürekli insanlar da var. Ve bunlar kimilerinin ipliğini pazara çıkarıyorlar. Bunun adı bugün Wikileaks'tir, yarın başka bir şey olabilir. Sayın Başbakan televizyonlarda, meydanlarda “bunları yazanlar da, yayınlayanlar da alçaktır, namussuzdur“ diyor ve ekliyor "bir milyar dolarlık servetim hakkında geçmişte açıklama yapanlar şimdi Silivri'de" diyerek tehditlerini savurmaya devam ediyor. Bu mu demokrasiden yana olmak, bu mu şeffaflıktan yana olmak? Muhalif tüm kişi ve kuruluşları tehdit etmek mi demokrat başbakan olmak? Sayın Başbakanın referandum öncesi "daha fazla demokrasi", "daha sivil demokrasi" diyerek demokrat görünmeye çalıştığını, buna karşın 4 Aralıkta Dolmabahçe'de rektörlerle düzenlediği toplantıyı protesto eden, üniversitelerin demokratikleşmesi için en temel anayasal hakkı olan ifade özgürlüğünü kullanmak isteyen öğrencilerin güvenlik güçleri tarafından vahşice darp edilmesini, gözaltına alınmasını, gözaltında işkence görmelerini savunur hale geldiğini de görüyoruz. AKP Gn.Bşk Yrd. Hüseyin Çelik'in önce "bu işi meslek edinmiş kadrolu öğrenciler var" diyerek polisin şiddetini savunduğunu ve meşru göstermeye çalıştığını da biliyoruz. Bir öğrencinin, polislere "vurmayın, hamileyim" demesine rağmen karnına tekme ve copla vurulmak suretiyle bebeğini kaybettiğini de biliyoruz. Yani biz AKP'nin de, sayın başbakanın da kimlere karşı demokrat olduğunu, yaşamın her alanında gösterdiği gerici, baskıcı ve faşizan yüzünü bu son olayla bir kez daha gösterdi.. bunların hepsini biliyoruz. Yemeyiz. Özetle ne tür bir manipülasyon yapılırsa yapılsın, hangi tehdit ve baskı yolu denenirse denensin, fark etmiyor.. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Yani Sayın Başbakanın demokrat olduğunu düşünmemizi; mal varlığındaki inanılmaz ve önlenemez artışı ve zenginliği, belediye başkanı maaşı veya milletvekili maaşı ile sağladığına inanmamızı; sahte ve sözde açılım politikalarını, baskıcı uygulamalarını ve antidemokratik uygulamalarını ve nerdeyse her konudaki takiyeciliğini görmezden gelmemizi isteyenler varsa yanılıyorlar.. Susacağımızı, korkacağımızı sananlar sakın ola ki, heveslenmesinler. Asla yemezler, yemeyiz.
Erdal YILDIRIM 06.12.2010 |

Erdal YILDIRIM/
Biz başbakanın Davos'larda kahramanvari, hatta kabadayıvari "one minute" efelenmelerini de "bir daha Davos'a da gelmem" dediğini de biliyoruz.. Ama kapalı kapılar ardında ABD, İsrail ve diğer emperyalist ülkelerle o ülkelerdeki kapitalist tröstlere ülkemizin yeraltı yerüstü zenginliklerini nasıl peşkeş çekildiğini de biliyoruz. Ucuz ve göstermelik kahramanlıklarına kanacağımızı sanmasınlar? Yemezler… 



.jpg)





