Ne Gürültü Olun Nede Görüntü

cibandersimGündem/

Ne Gürültü Olun Nede Görüntü

"Sürekli uyuyan, en uyanık halinde dahi uyur gezerlik modundan çıkamayan ama

bu haldeyken bile birbirinin gözünü çıkarabilen tek halkla yaşamak çok zor.

Hele de Dersimli gençlerin bu moda girişini izlemek hepsinden daha zor.

Uyanın!

ve etrafınıza bakın!

Neler oluyor, kim ne çalıyor, Orta doğuda neler değişiyor!

Değil 24 sizinde dahil olduğunuz 24 bin kişi ölse kimsenin umurunda değil,

onlara insanların dikkatini başka yöne çekecek gürültü ve sis lazım. 

Siz ne gürültü olun nede görüntü kirliliği..." Remzi Aydın

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

« Ciban Başı » Dersimliler ve Kırmanç-Aleviler


fevzicakmak1Ali KAYA/


Fevzi Çakmak, Neşet Hakkı Uluğ, Şükrü Kaya v.b. 2 Şubat 1926 tarihinde içişleri bakanlığına verdiği raporda şöyle demektedir:

“ Dersim, Cumhuriyet hükümeti için çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin ameliyat yapmak ve gelecek tehlikeleri önlemek mutlaka gereklidir. Son derece zeki, kurnaz ve hileci olan bu halk, hükümetin zayıf ve kuvvetli olduğuna göre mütecaviz ve itaatlidir. Okul açmak, yol yapmak, refah sağlayacak fabrikaları kurmak, sanayi işleri sağlamak, yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha alınmak, hayalden başka bir şey değildir. »

Yine 1930’lu yıllarda İçişleri Bakanı bir yazısında şöyle diyor: “Sünniler Devlete bağlıdırlar ve onun için çalışırlar (…) Dersim’in çoğunluğunu oluşturan Aleviler kötülüklerin başlıca nedenleridir.

Görüldüğü gibi devletin bu görüş ve yaklaşımları, devletle Dersim halkı üzerinde Osmanlılardan beri oynanan oyunlar sonucu askeri önlemler, katliamlar devletin temel görevi olmuştur.

Dersim’de okul açmak, hastane açmak, işsizliği önleyici tedbirler almak ve refah artırıcı ekonomik tedbirler almak, kültürel kimlik kazandırmak, diline, tarihine ve milli haklara saygı göstermek yerine her dönemde askeri çözümler önerilmiş ve bunu bilinçli olarak dayatmışlardır. Bu dayatmalar sonucunda, Dersim, canını, malını korumak için tedbirler almak zorunda kalmıştır. ( 1994’te olduğu gibi köyler yakıldı: meçhul cinayetler işlendi, insan hakları ayaklar altına alındı.)

Dersim’in doğal yapısından kaynaklanan sorunlar, aşiretlerin yapısı, özellikle mezhepsel baskılar, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal sorunlar geçmişte olduğu gibi, günümüz de dahi devam etmektedir. Geçmişte uygarca çözümlenmeyen bu sorunlar 21. yüzyılda hala ilkel zihniyetlerle çözüm aranmaya çalışılıyor. Hırsla, öfkeyle, akıldışı, yöntemlerle sorunlar hiçbir dönemde çözümlenememiştir.

Oysa 1937 -1938 harekâtının sebebi olarak hükümet, bölgede vergi toplanmamasını görüyordu. 1931 yılı ve sonrasında toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %65’i yoksul köylülerden sağlanıyor. Vergide olduğu gibi, Der simliler, Çanakkale Savaşında da otuz şehit vermişlerdi. Dersimliler’in askerlik görevini Osmanlı- Rus savaşına 10.500 kişi ile katılmışlardı ve 1931 de Birinci Umum Müfettişliğin verdiği bilgilere göre de hemen, hemen herkes askerlik görevini yerine getirmişti.

Yine devletin raporlarında devletin amacı, Dersim’i ıslahat amacıyla Dersimli’yi toprağa bağlamaya çalışmaktır.  Ayrıca Türklüğe yakıştırmak, Türkleştirmek aslen Türk olduklarını ikna etme vb. gibi Türk dili Dersim’de temin edilmeli deniliyor. Devamla… Sıdıka Avar gibi inançlı öğretmenlerin atanması düşülmüştür.

Okul ve yollarla birlikte Dersim’e sağlık hizmetleri de götürülmeli idi. Üçüncü yıl yol yapımlarına ara verilmeksizin devam edilmeli, ekonomik gelişime ağırlık verilmelidir, deniliyorsa da ciddi bir gelişme görülmez. Oysa devletin resmi kaynaklarına göre yol, köprü yapımlarındaki tek amaç Dersim’e girip yerleşmekti. Bu çaba Dersim’e girip yerleşmenin büyük bir koşulu olarak görülüyordu.

 

1936 yılında çıkarılan 2884 sayılı kanunla Dersim adının Tunceli olarak değiştiğini de sürekli dile getiriliyordu.  Tüm bu gelişmeler yaşanırken nihayet 4 Mayıs 1937 yılında yapılan Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu kararı alınır.

1937’de harekât kararı uygulanır. 1936 yılında çıkarılan 2884 sayılı kanunla Dersim adının Tunceli olarak değiştiğini de sürekli dile getiriliyordu. Aylar sonra Seyit Rıza ve arkadaşları yakalanır. Aylarca süren duruşmalar sonucunda 58 tutuklu hakkında karar kendilerine tebliğ edilir. Sanıkların 11’i idama mahkûm edilmiştir.15 Kasım’ı 16 Kasım 1937’ye bağlayan gece Elazığ Buğday Meydanında Seyit Rıza ( 81 yaşında ) , Seyit Rıza’nın oğlu Hüseyin, Seyhanlı Aşiret reisi Husso Şeydi, Yusufan Aşiret reisi Kamber Ağa ( 96 yaşında ) olduğu halde 31 yıla mahküm edilir. Ülküye oğlu Hasan ve Mirza oğlu Ali de idam edildiler.

1937 harekâtı sonrasında isyancılar hakkında İsmet İnönü mecliste yaptığı açıklamada, 30 şehit, 51 yaralı, isyancılardan 265 ölü, 20 yaralı, toplam olarak 4991 tüfek ele geçirildiği belirtiliyordu.

1938 ve sonrasında ise tarama bölgesinde ölü ve diri 7954 kişi çıkarılmıştır. Bu bölgede 1019 silah toplanmıştır. Askerlerden 33 kişi ölürken, 1 kişi yaralanır.

Yakılan köy sayısının 60 olduğu belirtilir.Bazı kaynaklarda  5–7 bin kişi batı illerine iskâna tabi tutulduğu belirtilirken.Kimi kaynaklara göre ise,11818 kişi sürgün edildigi belirtilmektedir.

1942 yılına kadar zorunlu iskân devam etmiştir. 8 Haziran 1938’de başlayan askeri harekât 15 Eylül’e kadar sürer. Eylül 1938 sonunda kimi kaynaklarda ise,13160 kişi olarak belirtilen ölümlerle noktalanıyordu.

Oysa Kurtuluş Savaşı boyunca, bütün cepheler dâhil muharebe meydanlarında 9.167 kişi ( 662 subay, 8505 er ) şehit olmuştur. Aldıkları yaradan daha sonra ölenlerin sayısı ise 53 subay ve 1665 er denilmektedir. Bütün olarak değerlendirildiğinde, Dersim’in içinde bulunduğu dram, çektiği acılar, çekmekte olduğu sorunları dile getirmekle bitmemektedir

 

turksdo61514 yılında başlayan Hareketler,

1533,1534.1536.1548.1549,1553,1555,1578,1590,

1603,1612,1615,1618,1630,

1722,1727,1730,1754,1775,1779,1781,1782, 1781,  1781 , 1782 ,

1877,

1907 ,1908 , 1909 ,1914 , 1926 ,1928, 1930 yıllardan beri devam eden hareketler ,

1937 1938  yılarında katlim boyutuyla Dersim üzerine yapılan tetkik ve tahrik hareketleri devam etmiştir.

Tüm çabalara rağmen sonuçta bir dizi askeri ve siyasi önlemler alınmış, alınan tüm kararlar bir askeri harekete dönüşmüş ve Dersim’de yapılan tüm idari düzenlemeler halkın huzurunu ve güvenini sağlayamamıştır. Halkın bilgisiz, yoksul, cahil olması, feodal aşiret düzeninin sürmesi, yönetimlerin kitlelerin sorunlarına, taleplerine askeri önlemlerle çözüleceğine inanmaları, Dersim sorununu çözmemiştir. Sağlık, eğitim, idari ve ekonomik alanlarda tek bir iyileştirme yapılmamıştır.

Dersim sorununun çözümü hakkında yazılan yazılar, öneriler birer odayı dolduracak kadar çok olmasına rağmen içerik olarak hepsi, her defasında kâğıt üzerinde kalmış ve her defasında geçmişte olduğu gibi günümüzde de düşünülen öneriler, çözümler, tekerrürden öteye gitmemiştir. Hükümetler her defasında ibret duygusuyla, öç alma, düşmanlık yaratmak, ayrı gayrı davranışlar yaratarak, farklılıkları doğal karşılamamıştırlar.

Eğer Dersimliler’in diline, kültürüne, folklorüne, gelenek, görenek ve inançlarına saygı göstermiş olsalardı, bölgeye refah, bayındırlık, sevgi, dostluk, ekonomik kalkınmayı götürmüş olsalardı, Dersimliler bu denli acı çekmezlerdi. Askeri çözüm yerine, demokrasiye bağlı, insan hakları bazında çözüm aramak en bilimsel ve akılcı yol olsa gerekti.Ancak bugünde aynı çarpık anlayışlar devam etmektedir. Artık günümüz çağdaş insanı sorunlara uygar ve demokratik açılardan bakması gerekir. Bu sorunların tek çözümü de buradan geçmektedir.

Değerli Dostlar,

Yüreğinde insanlık kırıntısı olan, yüreğinde sevgi zerreciği, beyninde tarih, memleket bilinci olan her insan bugünkü Tunceli sorunlarına seyirci kalmamalıdır. Artık inanç ve ekonomik güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Nitelikli insan gücü yaratmak zorundayız.

Gerçek yurtsever, dürüst insanlar, bu davaya beyniyle, yüreğiyle, düşleriyle, duygularıyla toplumuna karşı vicdani bir sorumluluk duymalıdır. Bunun içindir ki daha duyarlı ve diri olmak zorundayız. Hz. Ali’nin söylediği gibi “ En iyi insan, insanlara yar olandır.” Yine Hacı Bektaşi Veli’nin söylediği gibi” İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”

Yıllardan beri yöremiz bilinçli olarak insansızlaştırmak isteniyor. Oysa toprağından koparılan halk, ölü halktır. Sonuçta direnme gücünü yitirir ve köleleşir. Çünkü toprak ( Yurt ) maddi ve manevi değerlerin toplamıdır. Bu nedenle topraktan kopuş insanlıktan kopuştur, halkın var olan direnme gücünü yitirmesidir. Bir başka deyişle yurttan, topraktan kopuş, yaşam kaynağından kopuştur. Yaşam gerçeğini yitiren insan sonuçta etkisizleştiriliyor. Özgürleşmekten alıkonulup, tüm yaşam kaynaklarından mahrum bırakılıyor demektir.

İşte bu çirkinlikten, kokuşmuşluktan, kölelikten, yabancılaşmaktan, yozlaşmaktan kurtulmanın yolu kendi toprağına dönmek, toplumunu sahiplenmekten geçer. Toprağına, toplumuna sahip çıkmak; yaşam kaynaklarına, maddi ve manevi değerlerine sahip çıkmak, kendine sahip çıkmaktır. Kendine sahip çıkmayan insan, duyguları körelmiş, yüreği taşlaşmış, tarih bilinci çoraklaşmış; yaşam sevincini, kimliğini ve insanlığını yitirmiş zavallılardır.  O halde yaşam felsefemiz; toprağımızla buluşma, halkımızla kaynaşma, tarihimize, kültürümüze ve törelerimize sahip çıkmak olmalıdır.

Dostlar,

Bugün bizi bekleyen iki tehlikeden bahsetmek istiyorum. Toplumumuz için sıraladığım tüm bu sorunların ötesinde en büyük tehlike bir toplumun kendi kültürü ve töresini terk etmesidir. İkincisi de geçici rahatlıklara aldanıp töresini terk etmesidir. İkincisi de geçici rahatlıklara aldanıp ileriyi görmemeyi diğer bir tehlike olarak görüyor ve herkesi bu konuda sağlıklı düşünmeye davet ediyorum( il gider töre kalır ). Servet kazanırsınız, statü kazanırsınız, ama kültür ve törenizin yok oluşu, gerçek yaşamınızın, varlık nedeninizin yok olmasıdır.

Değerli Dostlar, Yıllardan beri önyargılı yöneticiler, Tunceli insanını potansiyel suçlu olarak gördüler. Tunceli insanı insanca yaşamak için yıllarca mücadele etti. Demokrasi ve özgürlük mücadelesinde kendisine düşen görevleri yerine getirdi.

Geçmişte Tunceli insanı dize getiremeyen anlayışlar; Tunceli insanının tüm çabalarına rağmen bugün barajlar yoluyla coğrafyasını kökten değiştirmeye yönelmişlerdir.  Tunceli’yi yıkıma uğratmaya ve halkının göç ettirmeye çalışmaktadırlar.

İşte bunun içindir ki sorumluluklarımız ve görevlerimiz artmıştır. Kültürümüze, tarihimize, dilimize, objektif ve sübjektif tüm değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bunlardan kurtulmak kendi ellerimizdedir. Bilim adamı George Bernard Show’ın söylediği gibi ”Değişimsiz gelişim olamaz, kafalarını değiştiremeyenler hiçbir şeyi değiştiremezler”

İşte biz kafaları değiştiremediğimiz sürece geçmiş cinayetleri- katliamları kolaylıkla unutan bir toplum oluruz demektir. Halkı ve özgürlüğü sevmek ancak ve ancak toplumsal görevlerini yerine getirmekle mümkün olur. Özgür, saygın bir toplum olmak istiyorsak kültürümüze, sanatımıza toplumumuza sahip çıkmak zorundayız.

Dostlar:

karaerlibertal_efendiKarın üzerine tohum atılmaz, kültürünü, töresini ve tarihi yaşatmak kar’a değil, verimli toprağa tohum atmaktır. Amerikalı yazar William Faulkner “ Geçmiş asla ölmez, hatta geçmemiştir bile…” demişti. Damarlarımızda sadece kan değil, atalarımızın deneyim ve ümitleri dolaşıyor, onların hala yaşayan anıtları ve gelenekleri sayesinde kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve ne olmak istediğimizi anlayabiliriz.

Asırlar direndi, biliyoruz ki eğer bu topluma sahip çıkmak için harekete geçmezsek, ortak geçmişimizin birçok kalıntısı tehlike altındadır.

Bugün kültür mirasımızı korumak ve zenginleştirmek gibi zor bir çabaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Bir Çin bilge şöyle demiş: Araziyi bil,  düşmanını bil, havayı bil, ancak bundan sonra zafere ulaşırsın  İnsan, insanoğlunun daha güzel bir gelecek umuduna, savaşsız bir dünya inancına,

Haksızlıklara direnişine, hasrete, özleme, memleket sevgisine, insanlık onuruna, geleceğe uzanan bir yolculuk mücadelesine katkı sunanlara selam olsun.

 

Sevgiler

Ali Kaya (Tarihci, Yazar)

 

Yorumlar  

 
0 #1 Wayir vecim.. 2011-10-23 00:56
Sayın Kaya,bence biz düşmanlarımızı iyi bilmiyoruz.Daha doğrusu biz,bizi çıkarları için kullananları iyi bilmiyoruz.Ayrıca Dersim'in kurtuluşu ekonomik yönden güçlenmeye bağlı.Fakir ,yoksul kaldığımız sürece bizi herkes kullanır.İyi bir ekonomik potansiyel lazım.Örnek mi?İsrail..İsrail'in nüfusu az,ama ya ekonomik gücü müthiş..Dersim toplumu mutlak surette bu ekonomik geriliği yıkmalıdır.Tunceli merkez yatırım yapılarak güçlü hale getirilmeli..İnşaat sektörü mutlaka geliştirilmeli..Nüfus artmalı..Güçlü bir tarım ve hayvancılık..Zengin su kaynakları değerlenmeli..Meşe mobilya sektörü geliştirilmeli..Yatırım yapanlara selam olsun..welate ma gırs bo..Wayir vecim..
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

Mesut Oğuzhan Öylek / Zaza Sempozyumu
Mesut Oğuzhan Öylek /   ...

Yazarlardan

FATOSA KHEKÊ BOLÊ KHIRTİ ŞİYE HEQİYA XO.
Mehmet Gülmez/ FATOSA KHEKÊ...
TBMM-İHK Dersim Ziyareti ve Tepkiler Üzerine
Av-Cihan Söylemez/   İNSA...

Basında Dersim

Soner Yalcin’dan, Dersim Dersleri
Basında/ Soner Yalcin’dan,...
1 Mayıs için meydanlara!
Haber/ 1 Mayıs için meydanl...