“Zayıflığımızdan çok, gücümüzün yükünü...”

ataturkdiyapaga270x98Mehmet Çetin/ SEHR-İ VATAN : DERSİM

" Zayıflığımızdan çok, gücümüzün yükünü çekiyoruz” A.Einstein

Marsilya’nın banliyölerinde geçen çocukluğuna atfen, “o engebeli mahallelerin içinden bir adam çıkarabilirsiniz” diyordu, Fransız Milli Takımı’nın önemli futbolcularından, Antiller kökenli Thierry Henry; “ama” diyordu

 devamında; “ama o adamın içinden o mahalleleri asla çıkaramazsınız!”

Hatırlatıcıdır:

Yaklaşık yirmi yıl öncesidir..

12 Eylül’ün ölüm-kalım günlerinde yazdığımız şiirlerden oluşan ilk şiir kitabımız Belge Yayınları tarafından yayımlanıyor. Ragıp Zarakolu ile, yakın yıllarda yitirdiğimiz insan hakları aktivisti ve yayıncımız sevgili Ayşe Zarakolu’nun yayına hazırladığı Rüzgâr ve Gül İklimi adlı bu ilk kitabımıza dair beklediğimizin üstünde tepkiler alıyoruz. Ancak, sadece eleştirmenler yazmıyor; düş yoldaşlarımız da, gerek zindanlardan ve gerekse yurtiçi/yurtdışından mektuplar yoluyla düşüncelerini bizimle paylaşıyorlar. Bu mektuplar, zindandan şiirle firarımıza güç katıyor, omuz sıcaklığını hissettiriyordu. Ne ki, o yıllarda politik mülteci olarak Paris’te yaşayan bir düş yoldaşımızın mektubu bizde çok daha özel bir karşılık buluyor. Özel bir karşılık diyoruz çünkü neredeyse kitap hacmindeki uzun mektubunda arkadaşımız, diğerlerinden farklı olarak sadece beğenisini dile getirmekle kalmayıp, incelikle eleştiride de bulunuyordu. Özellikle Dersim konusunda uyarıcı bir yaklaşım sunuyordu arkadaşımız: “öncü bir kadro nasıl olur da” diyordu mealen; “nasıl olur da şiirlerinde işçi sınıfından bu kadar az söz ederken, neredeyse bütün şiirlerinde Dersim’i öne çıkarıyor ve bir de Dersim’i ‘ülkem’ olarak tanımlayabiliyor, anlamakta zorlanıyorum..”


Şimdilerde tamamıyla ölümevlerine dönüştürülmüş F Tipi zindanların ilk örneklerinden olan Bursa Hücre Tipi Cezaevi’deki hücremizde bu mektubu pek çok kez okumuş ve düşünmüştük. Arkadaşımızın eleştirilerini şiirler üzerinden anlamlandırmaya çalışırken farketmiştik ki hiç de haksız değilmiş. Evet, eleştiriyi bir durum tesbiti olarak haklı bulmuş ama bundan pek bir rahatsızlık da duymamıştık. İki nedenle bu böyleydi; ilki, şiiri estetik bir optikle okumak yerine, politik bir metin okur gibi okumuştu arkadaşımız, değerlendirmeleri oradan yola düşüyordu ve bunu anlayabiliyorduk. Ve ikincisi, yani Dersim’i ‘ülke’ olarak görmüş olmaktan ise hiçbir rahatsızlık duymamıştık sanki. Rahatsızlık duymayı bir yana bırakalım, bundan açık bir sevinç bile duymuştuk. Denilebilirse o güne kadar bir tür ruhsallık olarak bizde varlığını sürdürmüş olan Dersim’i ülkemiz olarak görme halimizi farkındalığa dönüştürmeye katkıda bulunmuştu arkadaşımız. Yani bir sır gibi ruhumuzda saklı tuttuğumuz bu duyuşu açığa çıkartmasıyla aslında bir başka hatırlatıcı rol de oynamıştı.


1982/87 dönemi şiirlerimize dair bu tesbitin ardına düşmekte gecikmemiştik. Sınırsız ve sınıfsız bir dünya hasretiyle ömrümüzü mücadeleye ayırdığımız o günlerinin içinde dahi Dersim’i öyle duyuyor, öyle hissediyor ve yaşıyor oluşumuz yeterince hatırlatıcıydı zaten. Ki o günlerden bugüne, tarihimizin bizde biriktirdiğini daha açığa çıkarmaya ve bunu anlamlandırdıkça boynumuzun borcu olanı ifa etmeye çalışmamız da söylenebilir. Kuşkusuz ki daha 1984’te ve Metris zindanından başlayarak anadilimiz olan Kırmançça ile şiirler-metinler yazıyor, içine doğmaktan onur duyduğumuz kültürel kimliğimizi daha yakından tanımaya çalışıyorduk; ne ki, Dersim’i bir tür Şehr-i Vatan olarak kişisel ontolojimizde başlığa çıkarmamız bir başka mecra idi artık..

O günlerden bugüne içeride, dışarıda, Türkiye ya da yurtdışında Dersim’e dair tasarlanmış pek çok projede, etkinlikte, örgütlenmede, yazılı-sözlü faaliyette yer almaya, dilimiz döndüğünce meramımızı anlatmaya, gücümüz yettiğince üzerimize düşeni hakkaniyetle yerine getirmeye çalışıyoruz. Ki maddi ve entelektüel birikimini Dersim’den çok başka toplumsal projelere akıtıyor, hayatlarını o düşlerine adıyor olsalar da Dersimliler, giderek artan bir duyarlık, örgütlenme ve projelerle Şehr-i Vatan’larına önemli katkılar sunuyorlar. Yeryüzüne dağıtılmış Dersimliler’in gittikleri hemen her yere Dersim’i de götürmüş olmaları, gönüllerinin vatanı Dersim’e dair emek ve duyarlıklarını heyecanla örgütlemeleri muhteşem bir kazanım olarak hayatlarımıza geri dönüyor. Yıkımlarından doğrulan Dersim’e dair bu kazanımlar daha iyimser olmamız için önemli olanaklar sunuyor bizlere.


Kuşkusuz ki pek çok alanda mağduriyeti de sürüyor Dersim’in; sefer üstüne sefer düzenleniyor yine o topraklara, o dillere, o inanç ve doğa ve o kültüre vb. Bunları biliyor Dersimliler ve burada yinelememiz gerekmiyor. Ne ki, asıl yıkım bir başka alanda, yani kendi içimizde etkisini hâlâ ve ısrarla sürdürüyor sanki: Dersim için bir şeyler yapmak için neredeyse birbirleriyle yarışan Dersimliler, hiç değilse projeler bazında birlikte hareket etme, değer bilme, büyük emeklerle oluşmuş kurum, örgütlenme ve kazanımlara sahip çıkma yerine, kişisel ya da çevresel hırslarına kurban gidebiliyor, sistemin temel tahribatlarından olan kültürel kirlenmeye katkıda bulunabiliyor, vb.


Yani Dersim’in kolektif değerlerini sadece egemenler, sefer üstüne sefer düzenleyenler katletmiyor, bunu konuşmaktan korkmayalım artık; mesela politik körleşmeler, sözettiğimiz hırs ile o psikolojinin insafına kalmalar, yanıtları tarihin karanlıklarından bulunup henüz yeterince açığa çıkarılamamış kimi soru ve sorunlarımıza dair –etnisite, inanç vb. alanlarda olduğu üzere- erken cevap vermelerle oluşan yargılamalar, infazlar, binbir emekle oluşmuş değerleri önemsizleştirmeler, emek ve aidiyetleri ortak kazanıma dönüştürme yerine mülk edinmeler, spekülatif tavır ve sevgisizlikler, vb. davranışlar olanaklarımızı heder etmeye, kalbimizi sızlatmaya devam edebiliyor..


Kısacası, zindanda olsun, sürgünde olsun, muhtemel en uzaklarda olsun, kalplerinden Dersim’in sökülüp atılmasına asla izin vermeyen Dersimliler için, birbirlerinin emek ve aidiyetlerini yoksama-kınama, yargılama-karalama, değersizleştirme-önemsizleştirme gibi eğilimlere karşı açık tavır almak hayati önem arzetmektedir. Yani, hiçbir değer ve kazanımın kolay elde edilmediğinin bilgisi ve vicdanıyla, özgül tarih ve kültürümüzde saklı gücün ve, asıl sorunun zayıflığımızdan olmayıp, -Einstein’in bir başka vesileyle vurguladığı gibi- gücümüzün yükünden kaynaklandığının farkına varmanın; bu gücü Dersim öncelikli olmak üzere sınırsız ve sınıfsız bir dünya hasretine kazandırmanın buluşma mevzimiz olarak ortaklaştırılmasının önemi daha açık görülebilmelidir artık!


Kavafis’in bir şiirinde ‘bu şehir ardından gelecek’ demesi gibi bir ezcümle ile söyleyecek olursak; Dersim, bizler için bir Şehr-i Vatan ise, Kırmaciya Beleké kültürlenmesi ve duyuşuyla bunu yüksek sesle ve birağızdan söylemenin de, bunun gereklerini birlikte, bize yaraşan bir incelik ve hakkaniyetle yerine getirmenin de fazlasıyla vakti olsa gerekir!

Yanılıyor muyuz?


Mehmet ÇETİN

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Seçme Haberler

ASMA XIZIRİ DE CEMÊ XIZIRİ.
Haber/ ASMA XIZIRİ DE CEMÊ ...
Aygün'den Zaza-Der Ziyareti
Haber/   DERSİM MİLLETVEK...

Yazarlardan

Celal Yıldız/ Dersimlilerin Dikkatine
Celal YILDIZ/ DERSİMLİLERİ...
Ali Kaya/ HIZIR ORUCU'NUN ANLAMI
Ali Kaya/ HIZIR ORUCU'NUN ANL...
PKK-BDP Müslüman-Şafi Bir Kürt Hareketidir
Hüseyin Dedesoy/ PKK-BDP Mü...
Gağanı Yeniden Tanıyalım, Kutlayalım
Hasan Dewran/ GAĞANI TAN...

Basında Dersim

Ayten Öztürk Davasında Yeni Suç Duyurusu
HÜLYA KARABAĞLI/ Ayten Özt...
Burkay'dan PKK'ya Yanıt Var!
Basında/ Kemal Burkay'dan PK...
Hıdırı Dulkadir/ Musa Anter'le Söyleşi
Hıdırı Dulkadir/ Musa Ante...