| İqrar Nereye Çıkar? |
|
İqrar Nereye Çıkar? Prensip olarak gerek şahsıma yönelik gerekse yazılarıma yönelik yapılan eleştirilere mümkün olduğunca internet üzerinden cevap vermedim. Bu yöntem sağlıklı bulmadığım bir yöntem olup gereksiz polemiklere yol açar. Fakat sayın Mehmet Gülmez'in “Kizilbaş Dini, Alevilik ve Ana Dil” yazısına cevap vermmemek olmazdı. Çünkü sözkonusu olan makale ağır ithamlarla dolu olup, eleştiri sınırını aşan bir içeriğe sahip. Sayın Gülmez'in yazısını bir kaç defa okudum, yanlış sonuçlar çıkarmamak için. Fakat her okumada amacın “Oli”kelimesinin eleştirisinin ötesinde bir amaç taşıdığı hissimi güçlendirdi. Makalede sayın Gülmez ile mutabık olduğum tek nokta “kırıp dökmeden, çarpıtmadan, farklı noktalara çekmeden ” mealinden kaygılardır. Ben çalışmalarımda bu noktalara azami özen göstermeye çalışan biriyim. Yaptığım saha çalışmalarını kendi yorumumu katmadan aktarmaya çalışırım. Bunu yakından bilenlerden biri de sayın Gülmez'dir. Kaynaklarımın Türkçe bilmediklerini bilir. Yazdıklarımın basit bir şekilde kontrol edilebileceğini de bilir. Sayın Gülmez ile farklı düşündüğümüz konuların başında bilinç meselesi geliyor. Ben bu dili, dini ve kültürü bu güne kadadar getiren yaşlılarımızın son derece bilinçli bir şekilde hareket ettiklerini, neyi, neden, ne için, nerde ve nasıl yaptıklarını iyi bildiklerine inan biriyim. Bunu yaparken de çok güçlü refaraslara ve bilince sahip olduklarını düşünüyorum. Oysa sayın Gülmez daha yazısın başında bunun böyle olmadığını söylüyor “…Büyüklerimizin çoğu ana dillerinde dualarını yakarışlarını dillendirirlerdi ama, içeriklerinin bir kısmını tam olarak çözecek durumda değildiler. Çünkü, deyimlerin içerisinde sır vardı. O sırları aktaran Toplumun ana kültür harcını oluşturan eğitim ocakları tarumar edilmiştir. Kızılbaş deyimlerini çözebilecek insanlar sınırlı aile ortamına adeta el yordamıyla yetişmek zorunda kalmışlardı.” Söz konusu makalemde geçen kaynak kişi annem değil nenemdi. Yaptığı duların içeriğini çok iyi bildiği gibi çokda güzel anlatırdı . O hangi sırın neye ait olduğunu, sır korumanın ne olduğunu, her sırrın her kese anlatılamayacağını, bunu yapılması halinde sırrın sır olmaktan çıkacağını çok iyi bilirdi ve anlatırdı da. Ben kendimi sırları çözmeye ve böylece sır olmaktan çıkarmaya mükelef görmedim. Ayrıca bu sırları onlar adına ben çözecem demek cahillik olur çünkü onlar bu işi çözmüştü. Aksi takdirde bu inanç bugüne kadar böyle saf bir şekilde gelemezdi. Çözüleni yeniden çözmeye kalkmak insanı inkara götürür. İnkar ise asimlasyonun, çarpıtmanın, kırıp dökmenin başlangıcıdır. Sayın Gülmez “Oli”kelimesinin içinde ki sırrın en azından nenem tarafından bilinmediği ve benimde bunu bilmeden kabul ettiğim düşüncesinde olduğu için kelimeyi uzun uzun izah ettikten sonra “Atalarımızın Güneş eksenindeki dualarını sadece onların ağzından çıkan cümlelerle anlamaya çalışırsak çıkmaza gireriz. Kibele Kültünü Kubaba Kültünü, hitit Güneşini biraz anlamak için uğraşmazsak, gözle görünenin kulakla dyulanın ötesini algılamak için çaba sarf etmezsek bu değerlerin yitirilmesini önleyemeyiz.” diyor. Ben Dersimín Dersim üzerinden tarif edilmesi gerektiğine inanıyorum ve bunu sayın Gülmez'de biliyor. Dersim'e ait herhangi bir şeyi anlatmak, aktarmak v.s.için ila bir yerlere dayandırmanın yanlış ve zorlama olduğunu düşünüyorum. Bunu yapmakla Dersim'in ne olduğunu değil ne olabileceğini söyleriz. Bizi her tarafa çekecek materiyal bol. Bu inacın Kibele, Kububa ya da Hitit güneşi üzerinden anlatılmaya ihtiyacı yok. Tıpkı ”Dersim de inanca yön veren üç ayaktan biri Ermeni Kilisesidir” teorisi ne kadar yanlış ise bu dini Kibele, Kububa ya da Zerdüştlük üzerinden anlatmakta o kadar yanlıştır. Yukarıda bahsettiğim gibi derlemelerimi son derece özüne bağlı bir şekilde vermeye çalışıyorum. Kendimi uzman v.s. olarakta görmüyorum. Kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizi tanıtmaya ve yeni nesillere olabildiğince orjinal bir şekilde aktarmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de son derece mütevazi davrandığıma inanıyorum. “Ben yazdım, öyleyse bu böyledir” diye kestirip atan biri olmadığımı yazılarımı okuyanlar bilirler. Zaten öyle olmasa sayın Gülmez “Oli” kelimesinden yola çıkarak adı geçen makalesini yazmaz bende bu cevabı yazmaya mecbur kalmazdım. Yaptığı şu hatırlatmanın “Bu terimleri çözerken, tercüme ederken, ana dili, yani ibadette kullanılan dili bilmek yetmiyor. Kelimelerin etimolojik kökenleri üzerinde düşünmek, anlamların içindeki sırlı deyimi yakalamak ve 40 defa değil 400 defa düşünüp ondan sonra açıklamak gerekiyor. Bu da yetmez. Ben bu cümleden şunu anlıyorum deyip, mütevazice o deyimin tarihsel anlamı üzerinde tartışmaya açık kapı bırakmak gerekiyor.” mütevazi olmak bölümüne katılıyorum. Ama ne yazık ki kendisi, makalesinde açık bırakılmasını önerdiği kapıyı sıkıca kapatıyor. Kendisinin de bir zamanlar Oli=Ali olmadığının farkına varmadığını, bunu sonradan fark ettiğini ifade ederek aksini düşünmenin asimlasyona, tektip hayvan yetiştirmeye v.s. hizmet ettiğini belirtiyor. “Peki Güneşe tapmada güneş kadar net tartışmasız olan (OLİ) deyimi nedir, bu kadar yaygın olan ad çocuklara isim olarak neden verilmez? Çünkü, Oli Tanrıdır, Güneş onun ışığıdır.” Burada “güneşe tapma” vurgusunun bir dil sürçmesi olduğunu sanıyorum çünkü sayın Gülmez'de çok iyi bilirki Raa Haq'da güneşe tapılmadığı gibi ateşe de, dağlara da suya da tapılmaz. Onlar sadece ve sadece Haq'a yakarma da birer elçi olarak görülülürler. Onlar aracılığıyla Haq'dan isteklerde bulunlur. Sayın Gülmez benim Dersimlilerin her alanda kendi örgütlenmelerini yaratması gerektiği düşüncesinde olduğumu bilir. Alevi örgütlerinin Alevilik adı altında Bektaşilik yaptığını ve kelimelerle oynadıklarını, cem evlerinin en azından Dersim'de asimlasyona yol açtığını en az on yıl önce konuştuk. Dersimlilerin din temelinde de ayrı örgütlenmesini konuştuk. Buna rağmen beni asimilasyon politikalarına alet olduğumu ima etmesi dili ve dini tahrip etme çabası içinde görmesi konusunda onu vijdanıyla başbaşa bırakıyorum. Bu arada belki unutmuş olabilir ben yinede hatırlatayım; büyük kızımın adı OLİDA'dır. Yaptık bir cehalet. Sayın Gülmez “Oli” teriminden neler anlaşılması ve anlaşılmaması gerektiğini izah ettikten sonra atalarımızın duasının bazı ufak değişiklikler dışında „Ya roştia Oli Tija Mıhemed'i. Ya Tija Oli u Mıhemed'i. Ya Roştia Oli u Mıhemedi.“ olduğunu mutevazi bir şekilde belirtiyor ve bunun farklı yorumlanmasının yol açacağı felaketleri sayıyor. Sormak gerek; Tanrı ile bir başka peygamberin yada evliyanın yan yana durduğu bir başka dua var mı? Madem Oli Tanrıdır neden bu duada Mıhemed'e eşlik etme zorunluluğu his ediliyor? Madem yaratan Tanrıdır neden roşti Oli'nin tij ise Mıhemed'in oluyor (Ya roştia Oli Tija Mıhemed'i) ya da tij nasıl ve neden hem Oli'nin hem de Mihemed'in oluyor (Ya Tija Oli u Mıhemed'i. Ya Roştia Oli u Mıhemedi). Oli'ye Eli demek Arap ve İslam sevdası ise Mıhemed kimdir, onu nereye koymamız gerek? Sayın Gülmez'in de bildiği gibi bütün dinlerin, inaçların kutsal kitapları vardır ve bu kutsal kitaplar yaratılış efsanesiyle başlar. Behsettiği Alevi dininin yartılış efsanesi nerede? Yaratılış efsanesi temel referanstır. Dinler kendilerini yeniden yapılandırırken, yeni yorumlar yaparken temel kaynağı göz önünde buludururlar. Alevilerin yaratılış efsanesini bilmem ama kısa bir süre önce sayın Erdal Gezik çok önemli ve zor bir iş başardı ve Raa Haq'ın yaratılış efsanesini 90 yaşında olan pir Nesimi Kılagöz'ün ağzından oldukça orjinal bir şekilde Munzur Dersim Etnografya dergisinin 32. sayısında yayınladı. Herkesin okuması gereken bir makale. Kibele, Kubaba, Hitit güneşi, Zerdüşt, Ermeni kilisesinin etkisinden habersiz olan pir şöyle diyor: “ ... İşte böyle oldu: Cebrail Adem'e müsahip oldu / Muhamed Ali'ye müsahip oldu / Yer ile gök müsahip oldu / Güneş ile ay müsahip oldu / Sabah ile akşam müsahip oldu / Bulut ile şimşek müsahip oldu / Bu icatlar göktedir / Bu icatlar hem de yerdedir / Yerde Muhamed, Ali, Cebrail ve Adem / Gökte Güneş, Ay, Sabah ve Akşam / Bulut ve şimşek güneş ile ayın silahları oldu / Yerdeki silah da Zülfikar, sahibi Ali'dir / Bu icatlar tamamlandı ...” Ben Oli'nin Tanrı anlamına da geldiğini bilmeyecek kadar cahil değilim. Ama Oli nin sadece ve sadece Ali anlamına da geleceğini idda edecek kadar da bu dine ve dile yabancı değilim. Sayın Gülmez'in yanlış yaptığımı idda ettiği çevirinin doğru olup olmadığı konusunda yaratılış efsanesinin iyi bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Sayın Gülmez bir de “önemli bir not” başlığı adında bazı imalarda bulunyor ki anlamam mümkün değil. “Sevgili Hüseyin Çakmak çok iyi bilmesine rağmen, Kızılbaş Dini'nin İQRAR terimini asla kullanmıyor. Halbuki, yolumuzun ana kaynağı esas güzergahı İqrar üzerinden tanımlanır ve İqrar Üzerinden Yürür. Umarım özel bir nedeni yoktur.” Benim Kızılbaş dini hakkında bir şeyler söyleme diye bir derdim yok. Benim yazdıklarım Raa Haq ile ilgilidir ve iqrar teriminide diğer terimler gibi teredütsüz bir şekilde kullandım, kullanıyorum ve kullanacam. Ama öyle anlaşıyor ki ya yazılarımı takip etmemiş ya da kendisince özel bir neden bulmuş. “umarım özel bir nedeni yoktur” dediğine göre kendisince bir şeyler düşünmüş olmalı. Bu nedeni açıklasada ben de öğrenmiş olsam. Sayın Gülmez en başta söylemesi gerekeni en sona bırakmış. Raa Haq adının doğru olmadığı ve doğru olanın IQRAR YOLU olduğunu aksi takdirde “Kızılbaşlık Alevilik tarihsel geçmişiyle buluşmayacaktır” diyor. Hani “açık kapı bırakacak şekilde mutevazi” olacaktık. “Bütün Dinlerin Tercümesinin sonu Allahın yoluna, Allahın Emirlerine çıkar. Raa Haq deyimi sadece Bize özgün değildir. Atalarımıza ve yoldaşlarına Özgün olup başkalarında olmayan İQRAR yoludur. “ Bu kadar açıklamadan sonra bari iqrar'ın sadec bize ait olduğunu söylemeseydin. Bu söylem Alevi örgütlerinin “Alevilik bir felsefedir, bir yaşam şeklidir…” söylemini hatırlattı. Yaşam şekli ve felsefesi olmayan bir din ya da inanç olmadıği gibi iqrarı da olmayan bir din veya inanç olamaz. Tevratta vaad edilmiş topraklara sahip çıkmaya çalışanlar, Ararat'a kavuşmak isteyenler, Mescidi Aska'da namaz kılmak için didinenler v.s. neden ölmeyi ve öldürmeyi göze alıyorlar? “İQRAR, toplumsal sistemimizin ana şifresidir. Bu Şifre çözülüp yeni kuşaklara doğru benimsetilemezse Kızılbaşlık Alevilik tarihsel geçmişiyle buluşamayacaktır.” diyorsun. Ben baştada belirttiğim gibi şifreleri çözmeye çalışan biri değilim. Tam tersine elimden geldiğince inancı bütün şifreleriyle aktarmaya çalışan biriyim. Şifresi kırılan herhangi bir şeyin önemi kalmaz. İnacımızın bugüne gelmesinde kırılmayan şifrelerin önemli bir rolü olduğuna inanıyorum. Aramızda ki fark ta bu olsa gerek. Bu arada sormak gerek Iqrar niye verilir ve Iqrar'ın sonu nereye çıkar? Kuşkusuz sayın Gülmez yeni adlandırma(lar) önerebilir, kullanabilir, var olanları da beğenmeye bilir. Hatta kendisine göre yeni bir din de yaratabilir. Bunun yolu yaptığı gibi insanları zan altında bırakmak değildir. Her ne olursa olsun bizleri bir arada tutacak güçlü bir inacımız var. Yeterki her kes kendisine göre bunu yaşasın ve yaşatsın. Bunu sayın Gülmez'in dediği gibi; başkasına da yer bırakarak mütevazi bir şekilde yapılması halinde aşılmayacak engeller yoktur. Yeterki tahta sahip olmak için bahtımızı yıkmayalım. Hüseyin Çakmak. / 08.07.2010 |

Hüseyin Çakmak/



.jpg)





